Kategoriler
Psikoloji

Aşırı Kıskançlık Nasıl Yenilir?

Aşırı kıskançlık nasıl yenilir sorusunu kendinize bir süredir soruyorsanız buyrun yazımı okuyun. Aşırı kıskançlık duygusu, kişinin eşi veya sevgilisiyle ilgili şüphe ve güvensizliğe iter. Sanki bir başkası bir anda çıkacak ve sevilen kişi ona gidecek gibi gelir. Bir anda terk edilecekmiş gibi bir hissiyat, kişinin olumsuz bir dizi duyguyu ve hissi bir arada yaşamasına neden olur.

Aşırı Kıskançlık ve İlişkiye Etkisi

Aşırı kıskançlık, hem eşi veya sevgiliyi rahatsız eder, hem de bu aşırı kıskançlığı hisseden kişiyi zor durumda bırakır. Çevredekiler, tanıdıklar ve eş dost aşırı kıskançlığı fark etseler de ellerinden hiçbir şey gelmez.

Aşırı kıskançlık, çiftlerin birbiriyle uyumunu ve ilişkideki dengeyi alt üst eder. Yakınlaştırıcı değil, uzaklaştırıcı etkiye sahipti.

Kıskançlığın şiddeti arttıkça, ilişkinin gördüğü zararlar bunlarla kalmaz. Kıskanç eş, kıskandığı eşine fiziksel şiddet uygulayabilir, ona sık sık yaptığı sözel saldırı ve suçlamalar gitgide artarak farklı bir boyuta taşınır.

Kıskançlık bu görünümüyle bir hastalığı andırsa da, aslen kıskançlığın kendisi bir hastalık değildir. Belli hastalıkların belirtisi olabileceği gibi, hiçbir hastalık olmaksızın kişinin çocukluğundan günümüze öğrendiği, modellediği bir kalıp da olabilir.

Bu kalıp, kendisini “Erkek aldatır” veya “Aldatmak erkeğin doğasındandır” ya da “İnsan çok eşli bir varlıktır” gibi gerçekçi olmayan düşüncelerle gösterir. Ailesinde veya yakın çevresinde aldatma ve sadakatsizliğe tanık olmuş olan insanlar, eşlerinin de aynı yoldan gideceğine dair bir beklenti içindedirler. Bu beklenti nedeniyle kıskançlık ve ona eşlik eden davranışlarla gelecekte gerçekleşmesi olası görülen bir sadakatsizlikten kendilerini korumaya çalışırlar. Kıskançlık en çok kıskanan kişiyle ilişkilendirilebilecek bir özelliktir. Eğer eşin kıskaçlık yaratması düşünülen bir davranışı yoksa, çoğu durumda konu bu kıskançlığı hisseden kişi ile ilgili, ondan kaynaklı bir durumdur.

Kıskançlık Psikolojisi

Kıskanan eş, bir özgüven krizi yaşar. Kendisine güvenmez. Bir yanı, eşini hak etmediği, eşinin kendisinin yanında kalması için yeterli özelliklere sahip olmadığını söyler. Çevrede gördüğü hemcinsleriyle kendisini kıyaslarü karşılaştırır ve bu karşılaştırmalar sonucunda kendisi hep “yetersiz” ve “eksik” olan taraf olur. Kendisini eksik ve kusurlu bulduğu bu karşılaştırmalar sürdükçe, bir yandan da “Terk edilmeyi hak ettiğine” dair bir düşünce belirir. Bu döngü, olumsuz ve gerçekdışı düşüncelerin birbirini takip etmesiyle sürekli olarak zihninde döner.

Bir yandan yetersizlik ve kusurluluk inançları sürerken, bir yandan da kıskançlık hisseden kişi eşinden bağımsız olarak hareket edemez bir haldedir. Yapılan her işte, gerçekleştirilen her eylemde eşinin kendi yanında olmasına “bağımlı” bir haldedir. Bağlılık ve sadakat, bağımlılıktan çok farklı kavramlardır. Sağlıklı ilişkiler eşlerine bağlı ve sadakatlidirler. Kıskançlığın gölgelediği ilişkilerde ise eşlerin tek başlarına kalmaları muhtemel aldatma ve eşin arkasından iş çevirme durumları olarak görüldüğünden, tek başlarına kalmak bir felaket olarak algılanır. Aynı yere farklı yollardan gitmek tehlikeli görülür ve her an, her daim her şeyi bir arada yapmak zorunluluk halini alır. Bu ise ilişkiyi zorlayıcı ve sıkıcı bir hale sokar.

Aşırı kıskançlık hisseden yetişkinler, çocukken sevilme, sahiplenilme ve güvenlik ile ilgili ihtiyaçlarının sağlanmasında problem yaşamışlardır. Bu nedenle de eskiden gelen bu dosya günümüzde, ilişkileri üzerinde tekrardan açılmaktadır. Dosyada geçen konular hep “Terk edilme” ile ilgilidir, hep “Bırakılma” ile alakalıdır. Buradan bakıldığında çocukluk döneminde bağlanma ve bağ kurma konusunda sorunlar yaşadıkları düşünülür.

Aşırı Kıskançlık Nasıl Geçer?

  1. Aşırı kıskançlık kısır bir döngüdür ve bu döngüyü çok iyi bir şekilde çözmeden kıskançlığın geçmesi imkansızdır. Burada çözmek, onun ne şekilde oluştuğunu ve kimden kaynaklandığını bilmek demektir.
  2. Kıskançlığınızın ve güvensizliğinizin tüm kaynağının kendinizde olduğu gerçeğini kabul edin. Sizi kandırmıyor ve sizin arkanızdan hiçbir iş çevirmiyor. Bu gerçeği kabul ederek yola çıkın.
  3. Eşinizle aranızda ortaya çıkan sorunların ana kaynaklarından olan “Güven” konusunda bir gelişim sürecine girin. Güven iki koldan geliştirilmeli. Birinci kolda, kendinize olan güveniniz yer alır. Kendinize olan güveninizi güçlendirecek, onu besleyecek şeyler yapmalısınız. Her insanın kendisini eksik veya yetersiz hissettiği yanları vardır. Siz de bu yanlarınızı bulun, bunlar gerçekten eksik ve yetersiz mi? Bir felsefeci gibi kendi kendinize bunları ele alın, düşünün. Bu yanlarınızın gerçekten eksik ve zayıf olduğu düşüncesine ulaştıysanız bunları nasıl değiştirip geliştireceğinizi düşünün. Güven konusunda geliştireceğiniz ikinci kolda ise “Eşe Güven” yer alır. Eşinizi sorgulamayı bırakıp, eşinize güvensizlik hissetmenize neden olan olumsuz düşüncelerinizi sorgulamaya başlayın. Sizin ve ilişkinizin güvenliğini tehlikeye atacak işler mi yapıyor? Bu nedenle mi ona karşı güvensizsiniz? Yoksa ondan gerçek dışı beklentileriniz mi var? Ondan diğer ilişkilerde beklenmeyen şeyleri mi istiyorsunuz? Burada bahsettiğimiz eşe güvenin gelişmesi için onu sorgulamayı bırakıp, güvensizliği içinizde yaratan gerçek dışı ve mantıksız düşünceleri sorgulamanız çok önemlidir. Bunu yapmazsanız ve onu sorgulamayı sürdürürseniz çabalarınızın başarıya ulaşma şansı çok azdır.
  4. Eşle yaşanan diyalogların hiçbir zaman bir köşeye sıkıştırma çabasına ve aşağılamaya dönüşmesine izin vermeyin. “Anlat bakalım bugün benim arkamdan ne işler çevirdin” demek ve onu kendinizden uzaklaştırmak yerine “Ben sana güvensizlik hissediyorum ve bunun kaynağının bende olduğunu biliyorum. Bana yardım et”. deyin. O da kendisinin suçlanmadığını, bir suçlu muamelesi görmediğini bilerek size yardımcı olmak için elinden ne geliyorsa yapsın. Eşinizin yaşamını kontrol altına almak ve onun hareket alanları üstünde denetim kurmak yerine siz kıskançlığınızı yaratan mantıksız düşüncelerinizi kontrol altına alın ve bu işlevsel olmayan düşünceleriniz üzerinde denetim kurmaya çalışın.

Yazar Serhat Damar

Klinik Psikolog Serhat Damar, 2002 yılında ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra Klinik Psikoloji alanında uzmanlığını yaparak Klinik Psikolog ünvanı almaya hak kazanmıştır. 2002'den günümüze devlet üniversitesi, özel hastane ve kliniklerde görev yapmıştır. Bireysel konularda ve ilişki / evlilik konularında hizmet vermektedir.