abone olun
instagramyoutube
Anasayfa » Zehirli İnsanlar » Zehirli, Sinsi, Kaba ve Laf Sokan İnsanlar | Bunu Yapanları Hayatınızdan Çıkarın!

Zehirli, Sinsi, Kaba ve Laf Sokan İnsanlar | Bunu Yapanları Hayatınızdan Çıkarın!

Bazen sabah uyanırsınız, enerjiniz yerindedir, gece güzel uyumuşsunuzdur ve gününüz harika başlamıştır. Sonra telefon çalar veya ofisten içeri adım atarsınız… O kişiyle karşılaşırsınız. Sadece beş dakikalık bir konuşma, hatta bazen dudak ucuyla söylenmiş tek bir cümle, bütün yaşama sevincinizi söküp almaya yeter. Omuzlarınız düşer, midenize bir yumru oturur, zihniniz bulanır ve kendinizi anlamsız bir şekilde açıklama yaparken veya savunmadayken bulursunuz.

SD Psikoloji Akademisi - zehirli insanlar

Ben Klinik Psikolog Serhat Damar. Yirmi dört yılı aşkın süredir terapi odasında on binden fazla seans yaptıktan sonra çok net olarak gördüğüm bir tablo var: İnsanların depresyon, tükenmişlik, kronik yorgunluk veya yoğun kaygı şikayetiyle o koltuğa oturmasının ardında, çoğu zaman yanlış insanlara gösterilen gereksiz tahammül yatar. Hayatımızdaki bazı insanlar bize sadece ‘iyi gelmemekle’ kalmaz; bizi yavaş yavaş, sessizce tüketirler. Bizim sinir sistemimizi sürekli bir alarm halinde tutarlar.

Bugün, o çok tanıdık geldiğini bildiğim dört farklı insan tipini ele alacağız: Kaba insanlar, sinsi insanlar, laf sokmayı sanat haline getirmiş olanlar ve zehirli, yani toksik insanlar. Onları taktıkları maskelerden nasıl tanıyacağımızı, gündelik hayatta sinir sistemimize nasıl zarar verdiklerini ve en önemlisi, onları hayatımızdan nasıl çıkaracağımızı ve o aşılmaz sınırları nasıl çizeceğimizi adım adım anlatacağım. Hazırsanız, kahvelerinizi alın, çünkü çok derin bir yolculuğa başlıyoruz.


Bölüm 1: Kaba İnsanlar ve “Dobralık” Yalanı

Listemizin ilk sırasında, tahammülü en zor ama bir o kadar da yaygın olan bir grup var: Kaba insanlar. Ancak ilginçtir ki, bu insanlar toplum içinde dolaşırken alınlarında ‘Ben kabayım’ yazan bir tabelayla gezmezler. Kendi kabalıklarıyla yüzleşmekten kaçınmak için kendilerine taktıkları çok daha havalı ve dürüst görünen bir madalyaları vardır: Dobralık.

Bu kişiler; patavatsızlığı, empati yoksunluğunu ve başkalarının sınırlarını pervasızca ihlal etmeyi ‘Ben dürüst biriyim’, ‘İçim dışım bir’, ‘Ben lafımı esirgemem’ gibi sahte kılıfların altına saklarlar.

Gündelik Hayattan Örnekler: Diyelim ki uzun süredir hazırlandığınız, çok heves ettiğiniz bir iş görüşmesinden veya önemli bir sunumdan çıktınız. Heyecanla, kalbiniz pır pır ederek bu kişiye anlatıyorsunuz. O kişi sizi dinler, sonra dümdüz bir ifadeyle size dönüp şöyle der: “Yani iyi güzel anlatıyorsun da, o giydiğin ceketle seni oraya nasıl aldılar anlamadım. Ayrıca o bahsettiğin projeyi daha önce Ahmetler denemişti, çok da yeni veya yaratıcı bir şey değil.” O an donup kalırsınız. Hevesiniz kursağınızda düğümlenir. Neden böyle kırıcı konuştuğunu sorduğunuzda ise alacağınız cevap her zaman aynı ve standarttır: “Ne var canım? Ben gerçekleri söylüyorum. Dost acı söyler, başkası gibi arkandan mı konuşsaydım?”

Veya kalabalık bir aile yemeğindesinizdir. Herkesin neşeyle sohbet ettiği bir anda, masanın diğer ucundan size seslenir: “Sen de bu ara epey kilo aldın galiba, yüzün gözün bir şişmiş, o pantolon da epey dar gelmiş.” O masada yerin dibine geçersiniz ama o, bunu bir iyilik yapmış edasıyla, gururla söyler.

Buradaki Psikolojik Dinamik Nedir? Dobralık ve dürüstlük, karşı tarafın iyiliğini gözeterek, sevgi ve nezaket çerçevesinde gerçekleri söyleme sanatıdır. Dürüstlük, karşı tarafı inşa etmek için yapılır. Kabalık ise karşı tarafı yıkmak için. Bu insanların asıl amacı size yardım etmek, ufkunuzu açmak veya doğruyu göstermek değildir. Kendi içlerindeki derin yetersizlik ve değersizlik hissini, sizi aşağı çekerek rahatlatmaya çalışırlar. Sizin yaranıza basmak, onlara anlık ve sahte bir üstünlük hissi verir. Onların ‘dürüstlük’ adı altında fırlattığı bu zehirli taşları cebinize koyup kendinize yük etmeyin. Bu, dürüstlük değil, düpedüz duygusal şiddettir.”


[Bölüm 2: Sinsi (Pasif-Agresif) İnsanlar ve Şeker Kaplı Zehirler]

“Gelelim ikinci gruba… Belki de baş etmesi en zor, insanın akıl sağlığını ve gerçeklik algısını en çok zorlayan grup: Sinsi insanlar. Psikoloji literatüründe biz bu kavrama pasif-agresif davranış diyoruz.

Kaba insanın ne olduğu bellidir, en azından savaş alanında cepheden saldırır, kılıcını açıkça çeker ve siz de kalkanınızı kaldırırsınız. Ancak sinsi insan; yüzünüze güler, size iltifat ediyormuş gibi yapar, omzunuza dokunur ama cümlenin sonuna öyle bir zehir damlatır ki, neye uğradığınızı şaşırırsınız. O an refleks olarak bir tepki veremezsiniz çünkü ortada görünürde, teknik olarak bir hakaret yoktur. Ama o ortamdan ayrıldığınızda, eve gidip duş alırken, gece yastığa başınızı koyduğunuzda o söz beyninizin içinde yankılanıp durur. ‘Bana laf mı soktu, yoksa iyi bir şey mi söyledi?’, ‘Ben mi çok alınganım yoksa o beni aşağıladı mı?’ diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.

Gündelik Hayattan Örnekler: Yıllarca para biriktirip yeni bir araba aldınız veya evinizi kendi zevkinize göre dekore ettiniz. Bu sinsi arkadaşınız evinize gelir, etrafa söyle bir bakar, yüzüne o sahte tebessümü yerleştirir ve şöyle der: “Harika olmuş canım, gerçekten çok beğendim. Yani senin bütçenle ve o dar vizyonunla yapılabilecek en iyi şey bu, tebrik ederim.” Veya iş yerinde, uzun uğraşlar sonucu hak ettiğiniz bir terfi almışsınızdır. Gelip elinizi sıkar: “Çok tebrikler. Demek ki patronla arayı bu kadar iyi tutmak, gece gündüz çok çalışmaktan daha önemliymiş. Bunu da senin sayende öğrenmiş olduk.”

Buradaki Psikolojik Dinamik Nedir? Sinsi insanlar aslında özünde son derece korkak ve özgüvensiz bireylerdir. İçlerinde biriktirdikleri öfkelerini, hasetlerini, kıskançlıklarını veya rekabet duygularını doğrudan, sağlıklı ve yetişkince bir şekilde ifade etme cesaretleri yoktur. Açık bir çatışmadan ödleri kopar. Bu yüzden öfkelerini şekerle kaplayıp, ambalajlayıp size yutturmaya çalışırlar. Siz rahatsız olup tepki gösterdiğinizde ise anında zeytinyağı gibi üste çıkıp sizi suçlarlar: “Ne alakası var canım? Ben tamamen iyi niyetle iltifat etmiştim, sen ne kadar alıngansın, her şeyden nem kapıyorsun!” Sizi kendi aklınızdan şüphe ettirmek, delirtmek, yani manipüle etmek onların en büyük ve en tehlikeli silahıdır.”


[Bölüm 3: Laf Sokan İnsanlar ve Mizahın Silaha Dönüşmesi]

“Şimdi, özellikle kültürümüzde çok sık karşılaştığımız, arkadaş gruplarının veya aile meclislerinin ‘gözdesi’ gibi görünen ama aslında içten içe ilişkileri çürüten o üçüncü gruba geliyoruz: Laf sokan insanlar.

Bu kişiler, mizahı ve şakayı adeta bir keskin nişancı tüfeği gibi kullanırlar. Gülüşmelerin, kahkahaların arasına hedefe kilitlenmiş o iğneleyici sözleri öyle bir ustalıkla sıkıştırırlar ki, yaralandığınızı ancak kanamaya başladığınızda fark edersiniz. Laf sokmak, doğrudan saldırma cesareti olmayanların, kendilerini zeki ve nüktedan göstermeye çalışarak yaptıkları bir saldırı biçimidir.

Gündelik Hayattan Örnekler: Bir arkadaş grubunuzla kafede oturuyorsunuzdur. O gün saçınızı farklı yapmışsınızdır veya yeni bir hobiye başladığınızdan bahsediyorsunuzdur. O kişi kahvesinden bir yudum alır, hafifçe sırıtır ve herkese duyuracak bir ses tonuylea: “Bizimki de bu yaştan sonra sanatçı olmaya karar vermiş. Tabii yetenek olmayınca böyle kurslarda vakit öldürmek de bir seçenek…” der ve ardından yüksek sesle güler. Siz bozulup yüzünüzü düşürdüğünüzde ise hemen o efsanevi savunma kalkanını devreye sokar: “Aaa, şaka da yapılmıyor sana artık! Ne kadar gıcık oldun, iki gülelim dedik şurada.”

Veya aile içinde, kayınvalideniz, eltiniz ya da bir akrabanız yemeğe gelir. Yemeği yersiniz, çok da beğenilmiştir aslında. Giderken kapıda döner ve şöyle der: “Ellerine sağlık canım, her şey çok güzeldi. E tabii sen çalışmadığın için bütün gün evdesin, vaktin bol, böyle şeylerle uğraşabiliyorsun. Bizim gibi çalışan kadınlar nerede böyle menüler hazırlayacak…” Hem emeğinizi küçümser, hem de kendi hayatını yücelterek sizi ustaca aşağılar.

Buradaki Psikolojik Dinamik Nedir? Laf sokan insanlar, tıpkı sinsi insanlar gibi, doğrudan iletişim kurma becerisinden yoksundurlar. İçlerindeki bastırılmış öfke, tatminsizlik ve çoğu zaman yoğun bir ‘kıskançlık’, espri maskesi altında dışarı sızar. Freud’un çok güzel bir tespiti vardır; ‘Her şakanın altında bir gerçek yatar’ der. Bu kişilerin laf sokmaları da aslında bilinçdışlarındaki gerçek düşüncelerinin, sosyal olarak kabul edilebilir bir kılıfla, yani ‘şakayla’ dışa vurumudur. Size laf soktuklarında ve siz buna tepki gösteremeyip yutkunduğunuzda, kendilerini zeki, hazırcevap ve dominant hissederler. Şakayı bir kalkan olarak kullanıp sizin duygusal sınırlarınızı test ederler.”


[Bölüm 4: Zehirli (Toksik) İnsanlar ve Beklenmedik Saldırılar]

“Ve geldik listemizin son sırasına… En ağır, en tehlikeli ve ruhunuzda en derin yaraları açan gruba: Zehirli, yani toksik insanlar.

Size bu insanların psikolojisini sadece kitaplardan, teorik terimlerle anlatabilirim ama bunun yerine, geçen yaz bizzat şahit olduğum ve dinlerken kanımı donduran bir olayı paylaşmak istiyorum. Bu olay, zehirli bir insanın hiçbir uyarı vermeden hayatınıza girip sinir sisteminizi nasıl çökerteceğinin en net kanıtıdır.

Geçen yaz Antalya’nın o kavurucu sıcağında sahilde oturmuş, oğullarım Emre ve Levent’in denizde neşeyle koşturmasını, dalgalarla oynamasını izliyordum. Gözüm bir yandan çocuklardayken, hemen yanımda gözetleme kulesinde nöbet tutan iki genç cankurtaranla sohbete başladık. İşini ciddiyetle yapan, son derece saygılı çocuklardı. Sohbet esnasında mesleğimi sordular. Klinik psikolog olduğumu söyleyince gözleri parladı, ilgilerini çekti. Onlara, tam da şu an bahsettiğim bu konudan, YouTube için ‘Zehirli İnsanlar’ üzerine bir video hazırlığı içinde olduğumdan bahsettim.

Gençlerden biri merakla sordu: ‘Hocam, zehirli insan tam olarak nedir? Nasıl anlarız?’ Ben de onlara kısaca; bu insanların başkalarının enerjisiyle beslendiğini, içlerindeki o karanlık öfkeyi masum insanlara yansıtarak kendilerini rahatlattıklarını anlattım. Ben bunları anlatırken, o genç cankurtaranın yüzü bir anda düştü. Gözlerini denize dikti, derin bir iç çekti ve ‘Hocam…’ dedi, ‘Ben o zehri sanırım geçen ay tam damarımdan yedim. Günlerce kendime gelemedim, insanlardan uzaklaşmak istedim.’

Ve bana şu olayı anlattı: Sakin bir sabah vardiyasında, orta yaşlı, iri yarı bir adam kuleye yaklaşıyor. Yüzünde son derece babacan, ilgili bir gülümseme var. Gence selam veriyor ve sohbete başlıyor: ‘Kolay gelsin delikanlı, zor iş vallahi bütün gün bu güneşin altında durmak. Nasıl oluyor bu işler? Eğitimleri zor mu? Boyunuzu aşan dalgalarda nasıl yüzüyorsunuz?’

Genç cankurtaran, karşısında mesleğine saygı duyan, kendisini insan yerine koyup sohbet eden bu adama büyük bir hevesle, tüm iyi niyetiyle her şeyi tek tek açıklıyor. Tam on beş dakika boyunca adam onu onaylıyor, dikkatle dinliyor, başını sallıyor. Genç çocuk, ‘Ne kadar aklı başında, düzgün bir insan’ diye düşünüyor içinden.

Sonra… On beşinci dakikanın sonunda, ortada hiçbir sebep, hiçbir tartışma, havadan sudan kışkırtıcı bir kelime dahi yokken adamın yüzündeki o ‘ilgili vatandaş’ maskesi saniyeler içinde paramparça oluyor. Gözleri kararıyor, gence doğru bir adım atıyor ve o güne kadar duyduğu en aşağılayıcı ses tonuyla bağırmaya başlıyor:

‘Sen kimsin lan beni kurtaracakmışsın?! Adam mısın oğlum sen? Kendini ne sanıyorsun burada o koltukta oturup? Bir kendi kalıbına bak, bir de bana bak! Sen mi kurtaracaksın beni? Ben boğulsam sen mi benim canımı kurtaracaksın ha? Hadi lan oradan!!!’

Adam bu sözleri o genç cankurtaran kardeşimizin yüzüne haykırıp, arkasını dönüp hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gidiyor.

Genç cankurtaran olduğu yere çakılıp kalıyor. Titremeye başlıyor. ‘Ben ne yaptım? Yanlış bir şey mi söyledim? Benimle neden böyle konuştu?’ diye kendini yiyip bitiriyor.

Buradaki Psikolojik Dinamik Nedir? İşte dostlar, zehirli bir insanın en büyük silahı budur: Sizi kendi gerçekliğinizden ve kendinizden şüphe ettirmek. Ortada gencin yaptığı hiçbir hata yoktur. O zehirli adam, kendi içindeki tüm değersizlik kompleksini, zavallılığını ve ezilmişliğini on beş dakika boyunca sahte bir güven ortamı yaratarak gardını düşürdüğü o gencecik çocuğun üzerine kusmuştur. Kendi egosunda o kadar büyük bir çukur vardır ki, kendisinden genç birinin onu ‘kurtarabileceği’, ondan daha yetkin bir pozisyonda olduğu fikrine dayanamamıştır.

Zehirli insanlar böyledir; siz onlara en temiz, en savunmasız, en şeffaf halinizle yaklaşırsınız. Onlar ise o açık kapıdan içeri girip, içlerindeki bütün o psikolojik irini sizin üzerinize boşaltırlar. O zehri akıtıp, sizi o şokun ve yetersizlik hissinin içinde boğulmaya terk edip giderler. Çünkü ancak başkasını aşağı çektiklerinde nefes alabildiklerini hissederler.”


[Bölüm 5: Çözüm – Sınır Çizme ve Hayattan Çıkarma Sanatı]

“Peki, tanıdık geldi mi bu anlattığım karakterler? Geldiğini biliyorum. Zihninizde şimdiden bazı isimler, bazı yüzler canlandı bile. Şimdi en hayati soruya geçelim: Madem bu insanlar bizim sinir sistemimize bu kadar zarar veriyor, bizi hayatın dışına itiyor, neden onları hayatımızda tutmaya, onlara katlanmaya devam ediyoruz?

Bunun altında genellikle çocukluktan getirdiğimiz şemalar yatar. Suçluluk duygusu, ‘ayıp olur’ korkusu, yalnız kalma endişesi veya ‘belki onu iyileştirebilirim, belki bir gün değişir’ umudu… Ama yirmi dört yıllık meslek hayatıma dayanarak size çok net bir şey söylüyorum: Siz onlara izin verdiğiniz ve bu düzeni beslediğiniz sürece, bu insanlar asla değişmeyecekler. Bir insanın karakterini veya davranışlarını sihirli bir değnekle değiştiremeyiz. Ancak bizim o davranışlara vereceğimiz tepkiyi değiştirmek, sınırımızı çekmek yüzde yüz bizim kontrolümüzdedir.

İşte bu dört insan tipiyle başa çıkmanın, onları etkisiz hale getirmenin ve gerekiyorsa hayatınızdan tamamen çıkarmanın yolları:

1. Kaba İnsana Karşı ‘Ayna’ Olun: Kaba bir insan size ‘Ben dobrayım’ kılıfıyla saldırıp sınırınızı aştığında, asla savunmaya geçmeyin, kendinizi açıklamaya çalışmayın. Göz temasını kesmeyin, dimdik durun ve sakin, kararlı, buz gibi bir ses tonuyla sınırınızı çizin: “Buna kendi dünyanda dobralık diyebilirsin ama bu kurduğun cümle oldukça kırıcı, hadsiz ve kaba. Benimle bu ses tonuyla veya bedenim/kararlarım hakkında bu şekilde konuşmanı kabul etmiyorum.” O an muhtemelen çok bozulacaklardır, sizi aşırı hassas olmakla suçlayacaklardır. Geri adım atmayın ve sadece şunu söyleyin: “Bu benim alınganlığım değil, senin sınır ihlalin. Bu konu burada kapanmıştır.”

2. Sinsi İnsanın Maskesini Düşürün: Pasif-agresif insanlarla başa çıkmanın tek ve en etkili yolu, o cümlenin altındaki sinsi mesajı, karanlıktan çıkarıp aydınlığa kavuşturmaktır. Size o şeker kaplı zehirli lafı soktuklarında, hiçbir şey olmamış gibi yapıp yutkunmayın. Durun, gözlerinin içine bakın ve soruyu doğrudan, masumca sorun: “Az önce benim dar vizyonlu olduğumu söylerken tam olarak ne demek istedin?” veya “Bu söylediğin bir iltifat mıydı yoksa beni eleştiriyor musun? Ne demek istediğini tam anlayamadım, benim için biraz açar mısın?” Bu açık yüzleşme, sinsi insanın dünyadaki en çok korktuğu şeydir. Çünkü maskesi düşmüş, silahı elinden alınmıştır. Bunu birkaç kez tutarlı şekilde yaptığınızda, sizin yanınızda o sinsi oyunları oynamaya bir daha asla cesaret edemezler.

3. Laf Sokan İnsana Karşı ‘Şakayı’ Bozun: Laf sokan kişi o meşhur ‘Ben şaka yaptım canım’ kalkanını kaldırdığında, gülümsemeyin. O sahte espriye ortak olmayın. Çok düz bir ifadeyle gözlerine bakın ve sessiz kalın. 3-4 saniyelik bir sessizlik yaratın. O sessizlik ona çok ağır gelecektir. Sonra sakince şöyle deyin: “Bu söylediğinde komik olan kısmı bulamadım. Bana neden böyle bir şaka yapma ihtiyacı hissettin?” Mizahın arkasına saklanmasına izin vermeyin, o perdeyi yırtın. O andan itibaren sizin yanınızda kelimelerini çok dikkatli seçecektir.

4. Toksik İnsanın Enerji Hortumunu Kesin (Gri Kaya Yöntemi): Toksik insanları değiştiremezsiniz, onları o kurban kuyusundan kurtaramazsınız. Yapacağınız en iyi şey, duygusal mesafenizi kilometrelerce açmak ve psikolojideki ‘Gri Kaya’ (Grey Rock) yöntemini uygulamaktır. Yani onlar size dramayla, dedikoduyla, tükenmez kaoslarıyla geldiklerinde renksiz, tepkisiz, heyecansız, sıkıcı bir gri kaya gibi olun. Onların olaylarına duygusal tepkiler vermeyin, vah vah demeyin, çözüm önermeyin, kurtarıcı rolüne girmeyin. Sadece “Anlıyorum, zor bir durummuş” deyip konuyu hızla kapatın ve uzaklaşın. Sizden o alışkın oldukları dramı ve enerjiyi ememediklerini fark ettiklerinde, beslenecek başka bir kurban bulmak üzere kendiliklerinden sizden uzaklaşacaklardır.

Sevgili dostlar, unutmayın; yetişkin bir insan olarak kiminle görüşeceğinizi, kime ne kadar zaman, empati ve enerji ayıracağınızı seçme özgürlüğüne sahipsiniz. Hayatınızdan zehirli, sinsi, kaba ve laf sokan insanları çıkardığınızda, geriye kalan o alanın huzurla, öz sevgiyle ve size gerçekten değer veren, sizi büyüten insanlarla dolduğunu göreceksiniz. Kendinize, ruhunuza, sinir sisteminize yapacağınız en büyük iyilik; zihninizin kapısına sağlam bir kilit takmak ve o kapıdan içeri kimin gireceğine sadece ama sadece sizin karar vermenizdir.

Sizin hayatınızda bu anlattığım dört tipten en çok hangisi var ve onlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Kendinize ve ruh sağlığınıza çok iyi bakın, hoşça kalın.

Klinik Psikolog Serhat Damar,

Mart 2026 – İstanbul.

Yorum yapın