Ünlü düşünür Jim Rohn der ki; “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” Peki, bu beş kişinin kimler olduğuna ne kadar dikkat ediyoruz? Kendi bahçemize ektiğimiz tohumların, etrafımızı saran yabani otlar tarafından boğulmasına ne kadar izin veriyoruz?
Konuşmamıza ve listemize geçmeden önce çok önemli bir noktayı vurgulamak isterim: Bireyleri veya grupları “en zararlı” veya “zehirli” olarak tanımlamak, sıralamak ya da etiketlemek son derece özneldir ve farklı bakış açılarına göre değişir. İnsan karmaşık bir varlıktır. Bu nedenle, insanları bir değer sırasına koymaktan ziyade, bu bilgileri tarafsız bir tonda sunarak, bizi psikolojik olarak zorlayan ve “zehirli” olarak adlandırılan davranış kalıplarına odaklanacağız. Amacımız kimseyi yargılamak değil, kendi sınırlarımızı çizmeyi öğrenmektir.
Zaman zaman hepimiz zorlu dönemlerden geçeriz, ancak bazı davranış kalıpları vardır ki, süreklilik arz ettiğinde ruhumuzu yavaş yavaş zehirler. İşte bugün, kendi iç huzurunuzu korumak adına sınır çizmeniz, mesafe koymanız ve hatta bazen hayatınızdan tamamen çıkarmanız gereken o 10 davranış tipini derinlemesine inceleyeceğiz.
Hazırsanız, başlıyoruz.
1. Kronik Mağdurlar
İlk sırada, dünyadaki tüm felaketlerin sadece kendi başlarına geldiğine inanan “Kronik Mağdurlar” var. Bu kişiler için hayat, onlara karşı kurulmuş büyük bir komplodur. Başarısızlıklarının, mutsuzluklarının veya hatalarının sorumluluğu asla onlara ait değildir; suçlu her zaman patronları, aileleri, eski sevgilileri, ekonomi veya tesadüflerdir.
Bu davranış tipinin en yorucu tarafı, onlara sunduğunuz hiçbir çözümün işe yaramamasıdır. Çünkü onlar aslında bir çözüm aramazlar; onlar, dertlerini anlatacakları ve onaylanacakları bir sahne ararlar. Bir süre sonra fark edersiniz ki, onlara yardım etmeye çalışmak, dibi delik bir kovayı suyla doldurmaya çalışmak gibidir. Ne kadar enerji harcarsanız harcayın, kova her zaman boştur. Bu insanlarla aranıza mesafe koymazsanız, bir gün kendi sorunlarınızı çözemeyecek kadar tükenmiş olduğunuzu fark edersiniz. Onlara sempati duyabilirsiniz, evet; ama onların kurtarıcısı olmak zorunda değilsiniz.
2. Enerji Vampirleri
İkinci tipimiz, adını popüler kültürden alsa da psikolojik etkileri son derece gerçek olan “Enerji Vampirleri”dir. Bu kişiler, odaya girdikleri anda havadaki tüm oksijeni emiyor gibi hissettiren o tanıdık silüetlerdir. Kendilerini genelde sürekli bir felaket tellallığıyla, bitmek bilmeyen şikayetlerle ve ağır bir melankoliyle belli ederler.
Siz harika bir gün geçiriyor olabilirsiniz, yeni bir işe girmiş veya güzel bir haber almış olabilirsiniz; enerjiniz tavan yapmışken yanınıza gelirler ve anında o hevesinizi kursağınızda bırakacak bir şey bulurlar. Onlarla olan iletişiminiz her zaman tek taraflıdır; sadece onlar anlatır, sadece onların dertleri önemlidir. Öyle ki, eğer bir enerji vampiriyle aynı odadaysanız, inanın bana Dracula bile gelse, “Kardeşim sen ne yaptın, adamın bütün yaşama sevincini emmişsin, bana bir yudum bir şey bırakmamışsın” diyerek oradan usulca uzaklaşır. (Salona hafifçe gülümsenir).
Bu tür kişilerle başa çıkmanın tek yolu, duygusal erişilebilirliğinizi sınırlamaktır. Her aradıklarında telefonu açmak veya her derdi dinlemek zorunda olmadığınızı kendinize hatırlatın.
3. Gizli Narsistler
Narsist dendiğinde aklımıza genellikle yüksek sesle övünen, kendini dünyanın merkezinde gören, gösterişli karakterler gelir. Ancak listedeki üçüncü sıramız, çok daha sinsi bir tehlike barındırıyor: “Gizli Narsistler”.
Bu davranış kalıbı, dışarıdan bakıldığında son derece mütevazı, utangaç ve hatta kırılgan görünebilir. Ancak iç dünyalarında herkesin onlara borçlu olduğuna dair sarsılmaz bir inanç taşırlar. Kendilerini sürekli küçük düşürüyor gibi konuşurlar ki, siz onlara iltifat edesiniz, “Hayır, sen aslında çok başarılısın” diyesiniz. İhtiyaç duydukları ilgiyi alamadıklarında inanılmaz derecede pasif-agresifleşirler. Sizin bir derdiniz olduğunda, konuyu ustalıkla “Ben daha çok acı çekiyorum” noktasına, yani yine kendilerine getirirler. Gerçek bir empati yeteneğinden yoksun olan bu tip, vicdanınızı sömürerek sizi bir duygu sarmalına hapseder. Uzak durun; çünkü onların tiyatrosunda size düşen tek rol, sadece seyirci olmaktır.
4. Sınır İhlalcileri: “Hayır” Kelimesini Duymayanlar
Kişisel sınırlar, bizim görünmez zırhımızdır. Dördüncü sıradaki “Sınır İhlalcileri” içinse sizin sınırlarınız, aşılmak üzere var olan birer engeldir. “Hayır” kelimesini bir cevap olarak değil, bir pazarlık başlangıcı olarak görürler.
Davetsiz misafirliğe bayılırlar, özel hayatınızla ilgili gereğinden fazla soru sorarlar, sizin adınıza kararlar alıp “Senin iyiliğin için yaptım” kisvesinin arkasına saklanırlar. Bir şeyi yapmak istemediğinizi söylediğinizde sizi suçluluk duygusuyla manipüle ederler. Sınırlarınızı esnettiğiniz her an, onlara yeni bir ihlal alanı açmış olursunuz. Unutmayın kıymetli dostlar; “Hayır” başlı başına tam bir cümledir. Açıklama gerektirmez. Sınırlarınıza saygı duymayan biri, özünüze de saygı duymuyordur.
5. Pasif-Agresifler
Beşinci sıramızda, öfkesini veya rahatsızlığını asla doğrudan ifade edemeyen, bunun yerine iğneleyici sözler ve tavırlarla sizi cezalandıran “Pasif-Agresifler” bulunuyor.
Bu kişilere “Bir sorun mu var?” diye sorduğunuzda, kapıları çarparken veya göz devirirken “Yok bir şey, iyiyim” derler. Sorunu çözmek yerine, sorunun etrafında mayın tarlaları döşemeyi tercih ederler. Espri adı altında size en ağır hakaretleri ederler, bozulduğunuzu belli ettiğinizde ise “Amma da alıngansın, şaka da yapılmıyor sana” diyerek sizi suçlu durumuna düşürürler. Bu toksik iletişim biçimi, zihinsel sağlığınız için tam bir kara deliktir. Çünkü neyle savaştığınızı asla net olarak göremezsiniz. Dürüstlüğün ve açık iletişimin olmadığı hiçbir ilişki, kalıcı ve sağlıklı olamaz.
6. Duygusal Manipülatörler
Modern psikolojide “Gaslighting” olarak da bilinen bu davranış, altıncı sıramızdaki kişilerin en büyük silahıdır. Bu kişiler, sizin kendi hafızanızdan, algılarınızdan ve hatta akıl sağlığınızdan şüphe etmenizi sağlarlar.
Gözünüzün önünde olan bir olay için “Öyle bir şey asla yaşanmadı, uyduruyorsun” derler. Sizi kıracak bir eylemde bulunduktan sonra tepki gösterdiğinizde, “Sen çok hassassın, her şeyi abartıyorsun” diyerek konuyu sizin psikolojik durumunuza odaklarlar. Zamanla, kendi doğrularınıza olan güveniniz sarsılır ve dünyayı onların gözünden görmeye, sürekli onların onayını aramaya başlarsınız. Bir insanın size verebileceği en büyük zarar, sizi kendinize yabancılaştırmasıdır. Kendi hislerinize güvenin; eğer bir şeyin yanlış olduğunu hissediyorsanız, büyük ihtimalle yanlıştır.
7. Dedikoducular
Yedinci tipimiz, başkalarının felaketlerinden, sırlarından ve hatalarından beslenen “Dedikodu Makinaları”dır. İlk başta sizinle dedikodu yapmaları size kendinizi özel hissettirebilir; “Bana güveniyor ki bunları anlatıyor” diye düşünebilirsiniz. Ancak ortada değiştirilemez bir kural vardır: Bugün sizinle başkasının dedikodusunu yapan kişi, yarın başkasıyla sizin dedikodunuzu yapacaktır.
Bu kişiler, çevrelerindeki herkesin kusurlarını büyüterek kendi içlerindeki yetersizlik duygusunu bastırmaya çalışırlar. Onlarla kurduğunuz bağ asla derin ve gerçek bir sevgiye dayanmaz; sadece başkalarının mutsuzlukları üzerinden kurulan suni bir ittifaktır. Güvenin olmadığı bir zeminde dostluk yeşermez. Bu insanlara sırlarınızı değil, sadece sıradan bir havadan sudan sohbeti layık görün.
8. Sürekli Eleştirenler
Listenin sekizinci sırasında, hiçbir şeyin onlar için yeterince iyi olmadığı “Sürekli Eleştirenler” var. Bu kişiler zehirlerini genellikle “Ben senin iyiliğin için söylüyorum”, “Dost acı söyler” veya “Sadece dürüst oluyorum” gibi şık ambalajlarla sunarlar.
Ne yaparsanız yapın, o tablodaki tek siyah noktayı bulur ve onu merkeze alırlar. İşinizde terfi alırsınız, “Peki maaşına ne kadar zam yaptılar, o kadar strese değer mi?” derler. Güzel bir kıyafet alırsınız, “Sanki seni biraz kilolu göstermiş” derler. Amaçları sizi geliştirmek değil, sizin üzerinizden bir üstünlük kurmaktır. Onların sürekli eleştirileri, iç sesiniz haline gelmeden önce bu kişilerle aranıza kalın bir duvar örmelisiniz. Hayat, sürekli birilerinden geçer not almaya çalışmak için çok kısadır.
9. Sadece İşi Düştüğünde Arayanlar
Dokuzuncu tipimiz, aslında etrafımızda en çok gördüğümüz ama fark etmemizin bazen yıllar aldığı kişilerdir: “Fırsatçılar”. Bu ilişkiler tamamen işlemsel bir temele dayanır.
Siz onların hayatında sadece birer işlevden, bir “kurtarıcıdan” ibaretsinizdir. Paraya, bir iyiliğe, bir bağlantıya veya sadece dertlerini dökecek birine ihtiyaçları olduğunda aniden en yakın dostunuz oluverirler. Arama kayıtlarına baksanız, iletişiminizin hep onların bir talebiyle başladığını görürsünüz. Peki siz kötü bir gün geçirdiğinizde, bir yardıma ihtiyacınız olduğunda nerededirler? Muhtemelen “Çok yoğun” veya “Ulaşılamaz” durumdadırlar. Bu tek yönlü otobanda ters yöne girmekte ısrar etmeyin; sevgi ve dostluk karşılıklı bir alışveriştir, tek taraflı bir sömürü değil.
10. Kıskanç Rekabetçiler
Ve geldik onuncu, sonuncu ancak bir o kadar da tehlikeli olan davranış tipine: “Kıskanç Rekabetçiler”. Dostluk veya arkadaşlık adı altındaki ilişkilerde bile gizli bir skor tablosu tutan bu kişiler, sizin başarılarınızı kendilerine yönelik bir tehdit olarak algılarlar.
Siz hayatta bir adım ileri gittiğinizde, onlar sizinle sevinmek yerine kendi yerlerini sorgularlar. Bu durumu gizlemeye çalışsalar da başardığınız şeyleri küçümsemelerinden anlarsınız. Siz sevinçle “Bugün başım hiç ağrımıyor!” dersiniz, onlar “Benim beynimde tanımlanamayan elit bir tümör olma ihtimali var” derler. Siz “Ay’a ayak bastım” dersiniz, onlar “Ben geçen yaz Mars’ta yazlıktaydım ama nem çoktu, hiç tavsiye etmem” diyerek konuyu kapatırlar. (Tebessüm edilir ve kısa bir es verilir).
Gerçek dostlar, siz yükseldiğinizde sizinle gurur duyan, sizin başarınızı bir kutlama vesilesi sayanlardır. Eğer birisinin yanındayken başarılarınızı gizleme veya küçültme ihtiyacı hissediyorsanız, o ortam sizin için doğru yer değildir.
Bu on farklı davranış modelini dinlerken, aklınızda mutlaka birkaç yüz, birkaç isim canlanmıştır. Belki bir iş arkadaşınız, belki uzun zamandır hayatınızda olan bir dostunuz, belki de ailenizden biri…
Unutmayın; bir insanın bu davranış kalıplarına sahip olması, onun özünde tamamen “kötü” bir insan olduğu anlamına gelmez. Hepimizin zaafları, korkuları ve geçmişten getirdiği yaraları var. Ancak başkalarının yaraları, onların sizi kanatmasına bir bahane olamaz. Sizin göreviniz dünyadaki herkesi iyileştirmek, herkesin travmasını çözmek veya sınırsız bir anlayış deposu olmak değildir.
İnsanları değiştiremezsiniz. Birini sadece kendisi değişmek istediğinde değiştirebilirsiniz. Sizin kontrol edebildiğiniz tek bir şey var: Kimin size ne kadar yaklaşmasına izin vereceğiniz.
Kendi huzurunuzun, ruh sağlığınızın ve mutluluğunuzun mimarı sizsiniz. Bahçenizin kapılarını kimlere açtığınıza dikkat edin. Bazen bazı insanları affetmek, onlarla yeniden aynı yola çıkmak demek değildir; affetmek, o zehrin içinizde kalmasına izin vermeden onları özgür bırakmak ve yolunuza hafiflemiş bir şekilde devam etmektir.
Kendi değerinizi bilin, sınırlarınızı sevgiyle ama kararlılıkla çizin ve sizin yanınızda olduğunu hissettiren insanlara hayatınızda yer açın.
Huzurunuz, pusulanız olsun.
Serhat DAMAR
Uzm. Klinik Psikolog – Çift Terapisti
