abone olun
instagramyoutube
Anasayfa » Sessiz Boşanma » Evlilikte Duygusal Kopuş ve Sessiz Boşanma Belirtileri | Klinik Psikolog Serhat Damar

Evlilikte Duygusal Kopuş ve Sessiz Boşanma Belirtileri | Klinik Psikolog Serhat Damar

Evlilik, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir tablo gibi görünebilir. Kavga gürültü yoktur, faturalar ödenir, çocuklar okula bırakılır, Pazar kahvaltıları aksatılmaz. Ancak kapalı kapılar ardında, o sessizlik bazen en gürültülü kavgadan daha sağır edicidir.

Klinik Psikolog Serhat Damar olarak seanslarımda en sık karşılaştığım ve çiftlerin tanımlamakta en çok zorlandığı durum tam olarak budur: “Hocam, biz kavga etmiyoruz ama sanki evli değiliz, sadece ev arkadaşıyız.”

Fiziksel olarak yan yanasınız, elinizi uzatsanız dokunabilirsiniz; ama duygusal olarak aranızda kilometreler var. İşte bu duruma literatürde “Duygusal Kopuş” veya daha popüler tabiriyle “Sessiz Boşanma” (Walk-Away Syndrome) diyoruz. Ve ne yazık ki, boşanma davalarının büyük bir kısmı mahkemede değil, yıllar önce o sessiz akşam yemeklerinde başlar.

1. “Biz”den “Ben”e Sessiz Dönüş

İlişkiler bir gecede bitmez. Duygusal kopuş sinsi bir süreçtir. Önce derin sohbetler yerini “Akşama ne yemek var?” gibi lojistik konuşmalara bırakır. Sonra göz teması azalır. Eşinizin gün içinde ne hissettiğini, neye üzüldüğünü veya neye heyecanlandığını merak etmemeye başlarsınız.

Bu evrede çiftler, kendi iç dünyalarına çekilirler. Biri televizyona, diğeri telefona gömülür. Aynı çatı altında yaşayan iki yabancıya dönüşmek, aslında bir savunma mekanizmasıdır. “Beklentiye girmezsem, hayal kırıklığına da uğramam” düşüncesiyle, partnerinize olan duygusal yatırımınızı kesersiniz.

2. Tehlike Çanları: Mahşerin Dört Atlısı ve “Duvar Örmek”

İlişki uzmanı John Gottman, ilişkileri bitiren dört temel davranıştan bahseder: Eleştiri, Savunma, Aşağılama ve Duvar Örme. Duygusal kopuşta en sık gördüğümüz, “Duvar Örme” davranışıdır.

Eşiniz size bir şey anlatmaya çalıştığında, bir derdini paylaştığında ya da sadece “Bu videoya baksana çok komik” dediğinde tepkisiz kalıyorsanız, araya bir tuğla koyuyorsunuz demektir. Bu tepkisizlik, karşı tarafa şu mesajı verir: “Senin ne hissettiğin, ne düşündüğün benim için artık öncelikli değil.” Bu mesajı alan partner, zamanla denemekten vazgeçer ve sessizliğe gömülür.

3. Bu Sessizliği Bozmak Mümkün Mü?

Kesinlikle evet. Eğer hala bu yazıyı okuyorsanız, içinizde bir yerlerde o bağı onarma isteği var demektir. Duygusal kopuş bir kader değil, bir süreçtir ve tersine çevrilebilir. Ancak bu, büyük jestlerle veya pahalı tatillerle olmaz; küçük, samimi adımlarla olur.

  • Duygusal Tekliflere Cevap Verin: Eşiniz size bir şey gösterdiğinde, başınızı telefondan kaldırıp gözlerine bakın. Bu “bağlanma girişimi”ni geri çevirmeyin.
  • Merak Edin: İlişkinin başındaki o merak duygusunu hatırlayın. Akşam eve geldiğinde “Günün nasıl geçti?” gibi otomatik bir soru yerine, “Bugün seni en çok zorlayan şey neydi?” veya “Bugün seni gülümseten bir şey oldu mu?” diye sorun.
  • Temasın Büyüsü: Fiziksel temas, oksitosin (bağlanma hormonu) salgılatır. Sabah evden çıkarken 6 saniyelik bir sarılma veya televizyon izlerken sadece elini tutmak, kopan kabloları yeniden bağlamak gibidir.

Sonuç: Pes Etmeyin, Dönüştürün

Eğer evliliğinizde bir “oda arkadaşlığı” sendromu yaşıyorsanız, korkmayın. Bu, ilişkinizin bittiği anlamına gelmez; sadece ihmal edildiği anlamına gelir. Sessizliği bozmak cesaret ister. O ilk adımı atmak, “Seni özledim, bizi özledim” demek, belki de hayatınızın en önemli dönüm noktası olacaktır. Unutmayın, en güçlü ilişkiler hiç hasar almamış olanlar değil, kırıldığı yerden daha güçlü bir şekilde onarılanlardır.


Yazı 2: Haklı Olmak mı, Mutlu Olmak mı? İlişkide Güç Savaşları

SEO Başlığı: İlişkide Güç Savaşları ve Haklı Çıkma Arzusu: Mutluluğun Önündeki Engel Meta Açıklama: Tartışmalarda sürekli haklı çıkmaya çalışmak ilişkinizi nasıl zehirliyor? Güç savaşlarını bitirip, mutlu bir beraberliğe adım atmanın yolları.


Makale İçeriği:

Bir tartışmanın ortasındasınız. Konu aslında çok basit; belki yere atılan kirli bir çorap, belki de unutulan bir market siparişi. Ancak sesler yükseliyor, tansiyon artıyor ve tartışma bir anda “Sen zaten hep böylesin!”, “Beni hiç dinlemiyorsun!” noktasına geliyor.

O an, içinizdeki o ilkel dürtü devreye giriyor: “Ona ne kadar haksız olduğunu kanıtlamalıyım! Son sözü ben söylemeliyim!”

Durun ve nefes alın. Şu an bir eşiktesiniz. Klinik Psikolog Serhat Damar olarak size şu kritik soruyu sormak istiyorum: Haklı olmak mı istiyorsunuz, yoksa mutlu mu? Çünkü ilişkilerde genellikle ikisi aynı anda olamaz.

1. Evlilik Mahkeme Salonu Değildir

Çiftler birbirlerini “hayat arkadaşı” yerine “rakip” olarak görmeye başladığında, ev bir savaş alanına, mutfak masası ise duruşma salonuna dönüşür. Herkes kendi “delillerini” toplar. Geçmişte yapılan hatalar, tutulmayan sözler, 3 yıl önceki o tartışma… Hepsi masaya dökülür.

Ama unuttuğunuz bir şey var: İlişkilerde “kazanan” yoktur. Eşinizi bir tartışmada alt ettiğinizde, onu köşeye sıkıştırdığınızda ve haksız olduğunu kabul ettirdiğinizde ne kazanmış oluyorsunuz? Kırılmış bir kalp ve zedelenmiş bir güven. Takım arkadaşınızın kaybettiği bir maçta, siz nasıl kazanmış sayılabilirsiniz?

2. Güç Savaşı (Power Struggle) Nedir?

İlişkilerin balayı evresi bittikten sonra “Güç Savaşı” evresi başlar. Bu, iki farklı bireyin, iki farklı egonun sınır çizme çabasıdır. “Benim dediğim olacak”, “Benim yöntemim doğru” inatlaşmasıdır.

Güç savaşlarının en büyük yakıtı suçlamadır. “Sen beni önemsemiyorsun” cümlesi bir suçlamadır ve karşı tarafı savunmaya iter. Savunmaya geçen bir insan sizi dinlemez, sadece kendini korumaya ve karşı saldırıya geçmeye odaklanır. Böylece kısır döngü başlar: Suçlama -> Savunma -> Daha Fazla Suçlama.

3. Silahları Bırakma Zamanı: “Biz” Diline Geçiş

Bu döngüyü kırmanın yolu, silahları (suçlamaları ve haklı çıkma arzusunu) yere bırakmaktır. Peki bunu nasıl yapacaksınız?

  • “Sen” Yerine “Ben” Dili: “Çok dağınıksın” (Saldırı) demek yerine; “Evi dağınık gördüğümde kendimi yorgun ve değersiz hissediyorum, desteğine ihtiyacım var” (İhtiyaç belirtme) diyebilmek. İlkinde eşiniz savunmaya geçer, ikincisinde ise size yardım etmek ister.
  • Mola Verin (Time-Out): Nabzınız yükseldiğinde, beyniniz mantıklı düşünme yetisini kaybeder (Amigdala kaçırılması). Tartışma kilitlendiğinde, “Şu an çok öfkeliyim ve seni kırmak istemiyorum. 20 dakika ara verelim, sakinleşince konuşalım” demek bir zayıflık değil, ilişkiye duyulan saygının göstergesidir.
  • Amaç Anlaşılmak, Yenmek Değil: Tartışırken amacınız eşinizin fikrini değiştirmek olmasın. Amacınız, onun ne hissettiğini anlamak ve kendi hissettiğinizi anlatmak olsun.

Sonuç: Egonuzu Kapıda Bırakın

İlişki bir güç gösterisi değil, bir güven inşasıdır. Bir dahaki sefere haklı çıkmak için kelimelerinizi keskinleştirdiğinizde, bir an durun. Karşınızdaki insan düşmanınız değil, sevdiğiniz kişi. Haklı olmanın verdiği o kısa süreli ego tatmini, akşam başınızı yastığa huzurla koymaktan daha değerli değil. Silahları bırakın, gardınızı indirin ve haklı olmak yerine, mutlu olmayı seçin.

Klinik Psikolog Serhat DAMAR

Yorum yapın