Boşanma Kararı Almak İçin En Geçerli 7 Neden

Boşanma kararının verilmesi, çiftler açısından gerçekten çok zor gerçekleştirilebilen, mecbur kalmadıkça tercih edilmeyen, gerekli olsa dahi zor eyleme geçirilebilen bir eylemdir. Çoğu evli çiftin çözülemeyen sorunlar karşısında dahi almakta zorlandıkları bir karardır kısacası. Çok ciddi ve çözülmesi imkansız görünen problemler nedeniyle ilişkileri bozulan çiftlerin başvuruları sonucu yasalar önünde eşlerini kendileriyle birleştiren hukuki bağların ortadan kaldırılmasıdır. Yazımızın amacı, boşanma kararı vermeyi düşünen evli çiftlere yardımcı olması amacı ile yazdık ve en mantıklı, en geçerli sebepleri belirttik.

Boşanma kararı çift yaşamında olduğu kadar bireysel açıdan da önemli bir adımdır, bu yüzden iyi düşünülüp taşınılarak verilmesi en doğrusu olacaktır. Boşanma kararı verildiğinde ve bununla ilgili hukuksal süreç başlatıldığında, eğer davaya bakan hakim boşanma için gerekli koşulların oluştuğu kararına varırsa, boşanma gerçekleşecektir. Karar önemli ve ciddi bir karardır, bu yüzden iyi tahlil edilmeden verilmemesini tavsiye ediyoruz.

Toplumu oluşturan tüm insanların “Bunlar benim için boşanma nedenidir” diyebileceği kesin boşanma nedenleri olmasa da, 2002 den günümüze evli çiftlerle yaptığımız çalışmalara dayanarak çıkardığımız 7 sebebi bu yazımızda belirteceğiz.

boşanma kararı almak - boşanma kararı vermek - boşanma kararı vermeden önce - boşanmaya karar vermek
Boşanma kararının verilmesi gerçekten zordur.

Boşanma Kararı Vermek İçin 7 Neden

1.Aldatma

Sadakatsizlik yani aldatma, istenmeyen bir durumdur ve yaşandığında bir çiftin ilişkisine büyük zararlar verir. Bazı çiftler, aldatma/aldatılma durumunda bununla başaçıkmayı başararak, evliliklerini daha da güçlendirerek yollarına devam ederler. Aldatma/aldatılmanın yaşandığı bazı evlilik ilişkilerinde ise, bu davranış sürekli tekrarlanır. Sadakatsizliğin ne zaman başladığı belli olmadığı gibi, ne zaman biteceği de belirsizdir. Hatta bazen hiç bitmez. Bazıları sadakatsizliği bir alışkanlığa dönüştürmüşlerdir. Bundan vazgeçmiş gibi görünseler de aslında vazgeçmeyi hiç düşünmezler. Bazı insanlar aldatmayı aldatma olarak görmez, bir hak olarak görürler. Bunu kendi hakkı olarak görenler, sadakatsizlik yapmayı sürdürürler. Aldatma için her defasında başka nedenler ileri sürülebilir. Sadakatsizliğe uğrayan insanlar kendilerini sorgularlar, ilişkilerinde neyin yanlış gittiğini sorgularlar. Bazen mantıklı ve gerçekçi sonuçlara ulaşırlar ancak bunların hiçbiri,  sadakatsizliği alışkanlık edinmiş bir eşin bu davranışını değiştirmeye yetmez. Sadakatsizlik alışkanlığı olan bir eşten boşanmak mantıklı bir karardır.

Gerçekçi düşündüğümüzde şu sonuca ulaşırız: “Aldatmak yanlıştır ve aldatma için gösterilen nedenlerin hiçbiri aldatmayı meşrulaştırmaz”.

2. Eşler Arası İletişimsizlik ve Duygusal İhmal

İletişimsizlik, bir insanın kendisini eşine anlatabilmesini ve onu anlayabilmesini engeller. Evrensel olarak her evlilikte eşler birbirlerine sorunlarını, mutluluklarını, yaşamlarında olanları anlatırlar. Paylaşım, bir evliliğin olmazsa olmazlarından biridir ve aile içi iletişimsizlik, eşler arası paylaşımı engellemektedir.

Eşler arası iletişimsizlik, bazı çiftlerin yaşamlarında artık alışkanlık halini almıştır. Eşler birbirinin duygularını, düşüncelerini ve sorunlarını bilmezler ve öğrenmek için çaba da göstermezler. Duygular, düşünceler, önemli ihtiyaçlar, acılar, sevinçler ve bir çiftin paylaşması gereken şeylerin karşılıklı olarak aktarılmaması ve kilitli kalması, evlilik ilişkisinde bozulmalara neden olur. İletişimsizlik alışkanlığı normal bir durum olmayıp, çözümü için evlilik terapisti desteği alınması yararlı olmaktadır.

3. Eşten Habersiz Yüklü Miktarlarda Para Harcama ve Kumar

Kadınlar alışverişi severler ancak büyük çoğunluğu hesap yaparak, ay sonunu düşünerek harcama yaparlar. Aile bütçesini ve ekonomisini sarsacak alışverişlerden kaçınırlar. Ailenin parasını dikkatli harcamaya özen gösterirler. Bazı kadınlar ise daha farklı davranırlar. Aile bütçesini ve ekonomisini umursamadan yüklü alışverişler yaparlar, ihtiyaç olmasa da satın alırlar. Evde bulunan bir eşyanın daha farklısını, daha yenisini alırlar ve bu alışverişin bir sonu yoktur. Alışverişin bir sonu olmadığı için aile bütçesi sarsılır, ödemeler yapılamaz, gereksiz şeylere para harcandığı için gerçekten ihtiyaç duyulan gerekli şeyler alınamaz.

Bazı ailelerde ise erkek kumar oynar. Kumarı gizli gizli oynar ve başlangıçta kimse onun kumar oynadığını anlamaz. Zamanla borç senetleri gelmeye başlar. Kredi kartı ekstreleri geldiğinde ya da gizlenen borçların ödenememesi nedeniyle mahkeme davaları görülmeye başlandığında durumun ne olduğu anlaşılır. Toplumumuzda bu şekilde çok sayıda kadın eşinin kumar alışkanlığını görmezden gelir. Aynı şekilde çok sayıda adam eşinin para harcama alışkanlığına göz yumar. Gerçek şu ki, kumar oynama ve alışveriş yapma davranışlarının ortak özelliği, ikisinin de “para kaybetme eğilimi” olmasıdır. Eş bu para kaybetme eğilimiyle aile bütçesini sarsar. Belli bir süre sonra aileyi borç batağına sürükleyip, ödenmesi imkansız hale gelmiş çok ağır yükler altına sokabilecektir. Burada ele aldığımız türden kronik ve tekrarlayıcı para kaybetme eğilimleri ya da alışkanlıkları, boşanma kararı almanın mantıklı olduğu durumlardır.

4. Sözlü Şiddet, Hakaret ve Küfür

Sözlü şiddette kişi eşine hakaret eder, küfreder, onu aşağılayan lakaplar takar. Bu tür sözlü şiddet davranışlarıyla kişi eşine son derece olumsuz duygular yaşatır. Hakaret edilen, küfredilen ve aşağılanan bir insan kendisini kötü hisseder, zamanla kendine güvenini kaybeder. Gördüğü sözel şiddet nedeniyle psikolojik olarak rahatsızlanabilir, çok ciddi ruhsal sorunlar yaşayabilir. Sözlü şiddete maruz kalan çocuklar da bundan zarar görür ve muhtemelen çocuklar da zaman zaman sözel şiddete maruz kalırlar. Bu nedenle, sözel şiddet bağımlısı bir eşten uzak olmak, onunla aynı evde oturmaktan çok daha sağlıklıdır. Sözlü şiddet uygulayan, hakaret eden, küfreden, aşağılayan ve bu davranışlarının yanlış olduğunu anlamayan ve bu davranışlarını değiştirmeyen bir eşten boşanmak mantıklı bir karar olacaktır.

5. 3 Yıl Ayrı Kalmak

Evli bir çiftin birbirinden 3 yıl boyunca ayrı kalması, boşanma için en geçerli nedenler arasında yer almaktadır. Bazı evli çiftler, kavga ve çatışmalar nedeniyle ya da eşlerden birinin başka biriyle ilişkisi sebebiyle uzun süre ayrı kalırlar. Evli bir çiftin uzun süreli ayrılıkları evlilik ilişkisine aykırıdır. 3 yıl boyunca ayrı kalınması ise, ispatlanması halinde kesin boşanma nedenidir. Sağlıklı ve normal evliliklerde eşler birbirinden uzun süre ayrı kalmak istemezler, ayrı kaldıklarında ise birbirlerini özlerler. Kendi isteğiyle ya da eşlerin ortak kararıyla ayrı yaşayan, 3 yılda bir, 4 yılda bir bir araya gelen ve kısa süre aile hayatını sürdürüp sonra tekrardan uzun süre ayrı kalan çiftlerin bu şekilde bir evlilik sürdürme kararları olabilir. Bu karar eşlerin her ikisinin onayıyla alındıysa, boşanmadan bu şekilde evliliklerini sürdürürler. Eğer eşlerden biri bu durumdan zarar gördüğünü düşünüyor ve evliliğin sürmesi için bir sebep olmadığını düşünüyorsa, evliliği bitirme kararı verebilir. Bu durumda, evliliği bitirmek için en geçerli ve en mantıklı nedenlerden birine dayanarak boşanma kararı vermiş olacaktır. Bu konuda sitemize yazılan bir yorumu burada paylaşabiliriz:

“Eşimle bundan 7 sene önce evlendik ve evlendikten bir hafta sonra evden ayrıldı. Yaklaşık 6 ay eve hiç gelmedi. Eve geldikten sonra yaklaşık 4 ay benimle birlikte kaldı ve bu süre boyunca bazen tartışmalarımız, kavgalarımız oldu. Daha sonra ben hamile olduğumu öğrendim ve bunu eşime söyledim. Bebeğimizi dünyaya getirmememi istedi, hamile olduğumu öğrenince bana şiddet uyguladı. O günlerde eşimin başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendim, kendisine sordum, biraz araştırdım ve bu kadının başka bir şehirde yaşadığını öğrendim. Eşimle bu konuyu, beni başka bir kadınla neden aldattığını konuşmak istediğimde evden ayrıldı ve 4 yıl kadar eve gelmedi. Telefonunu da değiştirdiği için, kendisine hiçbir şekilde ulaşamadım. Çocuğumuz doğup 4 yaşına geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi eve geri döndü ve bizle birlikte yaşamaya başladı. Çocuğumuza bir baba gibi ilgili davranmıyordu ama tekrar gitmesin diye üstüne gitmedim, hep alttan aldım. Eşimi tekrar kaybetmemek için sorun çıkmaması gerektiğine inandım ve alttan almayı sürdürdüm. Ancak bana öyle ağır hakaretler ediyordu ki, bir süre sonra dayanamayıp karşı gelmeye başladım. Hakaret ve küfürleri beni dövme noktasına vardı. 4 yaşındaki çocuğumun yanında beni feci şekilde dövdü. Ben yine bir şey demedim, iş yerimden izin aldım ve yüzümdeki morluklar geçene kadar işe gitmedim. Eşim bana yumruklarla saldırırken küçük oğlumuz babasına “Git” diye bağırıyordu. Çocuğumuz öyle korkmuştu ki, günlerce uykuya dalmada sorunlar yaşadı. Uykudan ağlayarak ve korkarak uyanmaya başladı. Eşim bir gün evden ayrıldı ve yaklaşık 3 yıldır kendisinden haber alamıyorum. Telefon numarasını yine değiştirmiş, bu yüzden kendisine ulaşamıyorum ve “Acaba ne zaman geri dönecek?” diye kendi kendime soruyorum. Oğlum bazen baba diyor, babasını görmek istiyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Çocuğum doğduğunda yalnızdım, yanımda hiç kimsem yoktu. Çocuğum 4 yaşına geldiğinde birkaç hafta yanımızda kaldıktan sonra tekrardan kayıplara karışan eşimi düşünmeden edemiyorum. Oğlum 7 yaşına girdi ve 3 yıldır babası merak edip aramıyor, eve gelmiyor. Ben 7 yaşındaki oğlum yanımda olduğu için artık yalnız değilim ama onun geri gelmesini bekliyorum. Ne yapmalıyım, nasıl bir yol izlemeliyim, bilemiyorum”.

Yukarıda yazılı olan örnekteki eşin davranışı, evlilik ilişkisine ve aile bütünlüğüne aykırıdır. Aslında, karar verme sorumluluğu tümüyle kadındadır. 3 yıl, 4 yıl gibi sürelerle evden ayrılıp sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek anlaşılması zor bir davranış. Benzer biçimde, bu şekilde davranan eşi tekrar kabul etmek ve bu şekilde bir evliliği sürdürmek de benim anlamakta zorlandığım bir durum. İnsanlar evliliklerini sürdürme veya boşanma kararını kendileri almalıdırlar. Bu konuda yasalarımız çok açık ve nettir. Biz klinik psikologlar ve evlilik terapistleri insanlara “Boşan” ya da “Boşanma” diyemeyiz. İnsanlar bu tür evlilikleri sürdürme ya da boşanma kararını kendileri vermeliler ve sorumluluk almalılar.

6. Madde ve Alkol Bağımlılığı

Alkolizm de aynen kumar ve alışveriş bağımlılığı gibidir. Kişi ciddi olarak değişmek isterse ve profesyonel yardım almayı kendisi isterse düzelme şansı vardır. Alkolik bir insan eşi tarafından zorla ya da kendi isteği ve rızası olmadan, gönülsüzce alkol bağımlılığı tedavisine alındığında bu tedavinin başarıya ulaşma şansı yüzde 0 (sıfır) civarındadır. Alkolizm, kumar ve alışveriş bağımlılığı gibi hastalıklar, hasta olan kişi hastalığını kabul edip bunu yenme kararlılığını somut davranışlarıyla çok net olarak ortaya koyduklarında iyileşebilir. Aksi halde, yani zorla veya aile üyelerinin veya akrabaların ısrarlarıyla ve gönülsüzce başvurulan profesyonel yardım ne kadar iyi olursa olsun, kişi bunların faydasını görmez ve kendisi için yapılan tüm çabalar boşa gider.

Gerçek Alkolikler İçinde Bulundukları Durumu ve Tedaviyi Kabul Etmez

Alkolizmin aile yaşamına ve aile ilişkilerine verdiği zararları görmezden gelen bazı insanlar, alkolik olmadıklarını ve alkolün ailelerine hiçbir zararı olmadığını iddia ederler. Aslında alkolizm, ailede hem eşler arası uyumu bozmaktadır, hem de çocukların dengesini ve gelişimlerini bozmaktadır. Alkolik bir anne veya babanın tuhaf davranışları, anlamsız öfke patlamaları ve duygusal iniş çıkışlarına şahit olan çocuklar bu gördüklerinden ve yaşadıklarından zarar görmektedirler. Alkolik, eşinin ve çocuklarının çektiği sıkıntılara bakarak “Ben alkolü bırakıyorum” diyemez. Alkolü bırakmayı gerçekten istemesi için alkolün bir insanı tümden bitiren, tüketen etkisini yaşaması ve deyim yerindeyse “en dibe” vurması gerekir. En dibe vurmak da yetmez, alkolik eşini ve çocuklarını kaybetmekten de korkmalıdır ki “Ben alkolü bırakmak istiyorum” diyebilsin. Aksi halde alkolik, kendisiyle birlikte eşini ve çocuklarını da dibe doğru çekmeyi sürdürecektir.

7. Fiziki Şiddet ve İstismar

Şiddet, eşlerin düzgün iletişim kuramadığı durumlarda ortaya çıkan ve ilişkiye zarar veren bir durumdur. Eşler arası şiddet, her iki eşin ve ilişkinin çok önemli bir sorunu olsa da, temelde şiddetin kaynağı olan eşin düzeltmesi gereken bir sorundur. Fiziksel şiddet uygulayan eş çoğunlukla erkek, nadiren de kadındır. Fiziksel şiddet en basit vurma eylemiyle başlar. Zarar vermeye, yaralamaya, daha sonraları sakat bırakmaya ve öldürmeye kadar gidebilen kötü bir yoldur. Bu kötü yola girilmemesi ve şiddet uygulayan eşin bundan pişmanlık duyması iyi bir şeydir. Davranışlarını değiştirmesi, öfke kontrolüyle ilgili profesyonel yardım alması gereklidir. Eşini şiddetle kontrol etmeye çalışmak yerine kendi kendini kontrol edebilmeyi öğrenmesi en sağlıklı yoldur.

Bizim önerimiz bunlar olmakla birlikte, bazen insanlar fiziksel ve sözel şiddeti haklı görebilmektedirler. Fiziksel şiddetin hiçbir haklı ve insani yanı yoktur. İnsan doğasına, insan haklarına ve insanlığın tüm değerlerine aykırıdır.

Eşlerin ya da eşlerden birinin sorunları çözmede kullanabildikleri tek yöntem şiddet olduğunda, hatta bu bir şiddet alışkanlığına dönüştüğünde, artık boşanma kararı mantıklı bir çözüm olarak düşünülmelidir.

Boşanma kararı almadan önce benden bireysel veya çift olarak internet üzerinden yardım almak isterseniz tıklayınız: Online Psikolog

Klinik Psikolog Serhat Damar

Tavsiye Yazılar:

Yeni Evli Çiftlerin Yaşadığı Sorunlar

Aldatmak Nedir

Aldatan Eş Nasıl Affedilir

İdeal Evlilik Nasıl Olmalı

İlişki Ne Zaman Bitirilmeli

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir