Boşanma Kararı Almak İçin En Geçerli 7 Neden

boşanma kararı - boşanma kararı almak - boşanma kararı vermek

Boşanma kararı almak, genel olarak baktığımızda insanların kolay verebildiği bir karar olmadığı gibi, kararın alınması boşanmanın gerçekleşeceğini de göstermemektedir. Biliyoruz ki çok ani bir kararla ve kesin olarak boşanmaya karar vermiş kişiler, bazen de çiftler, verdikleri bu kararı eyleme dönüştürmekten son anda vazgeçebilmektedirler. Ayrılık ve boşanma gibi önemli konularda bir yol belirlemeye çalışan çiftlerin tekrar tekrar düşünmesi gereken, zor ve sadece mecbur kalındığında tercih edilebilen bir karardır. Tüm yollar ve çareler tükendiğinde, tek yok ve çözüm “Boşanma” ise dahi gerçekleştirilmesi çok zordur bu nedenle de mantık ve gerçeklere dayalı düşünülerek, acele etmeden hareket ederek doğru yol bulunabilir.

Çözülmesi çok zor görünen, hatta çözüm bulunması imkansız olan kronik, tekrarlayıcı problemler nedeniyle sorunlar yaşayan evli çiftler, yasalar önünde gerçekleştirdikleri evliliklerini yine yasalar önünde bitirmek için başvuru yaparlar. Boşanma başvurusu evli iki insanın yasalar önünde hukuki zeminde kurulmuş olan evlilik bağının ortadan kaldırılması amacı ile yapılmış bir başvurudur.

Bu yazımın amacı, karar almakta zorlanan evli çiftlerin mantıklı bir karar almalarını kolaylaştırmaktır. Hem çift ilişkisinde, hem de eşlerin ayrı birer birey olarak yaşamlarında boşanma önemli bir süreci işaret eder. Çok dikkatli bir şekilde planlanıp programlanarak adım atılmalı, sonucunda da adaletli olan ve hem eşlerin, hem de çocukların haklarını koruyan bir anlaşmanın gerçekleştirilmesi gerekir.

Boşanma için ilk adım atılarak boşanma başvurusu yapıldıktan sonra şayet mahkeme başkanı yargıç çiftin boşanmasının uygun olduğuna karar verirse o zaman çiftin kararını onaylamış olur ve boşanma gerçekleşir.

20 yıldan uzun süredir devam eden mesleki çalışmalarımda evli çiftlerin boşanma kararı almak konusunu karşılıklı olarak konuştuklarına, bazen de eşlerden biri boşanmayı kendi zihninde tartışırken, diğer eşin buna ilgisiz olduğuna şahit oldum.

20 yıldan uzun sürede edindiğim mesleki tecrübelerim ve evrensel geçerliliğe sahip ailevi değerler kurallar düşünüldüğünde öne çıkan, boşanma kararı almak için en geçerli 10 nedeni sizlerle paylaşıyorum. Maddeler halinde ve net olarak, anlaşılmaz terimlerden uzak şekilde yazmaya özen gösterdiğim bu yazımla ilgili görüşlerinizi, yorum ve sorularınızı bekliyorum.

Boşanma Kararı Almak İçin 10 Neden

Sadakatsizlik

Evlilik nedir sorusunu sorduğumuzda cevap veren insanların önemli bir bölümü cevap verirken sadakate değinirler. Evlilikle sadakati ilişkilendirirler ki bu genel olarak, yaygın olarak böyledir. Sadakatsizlik, eşi aldatmak anlamına gelir. Aldatılmak ve aldatmak evlilikte, evlilik gibi bağ kurmanın ve derin bağlanmanın ve hatta güvenin en üst düzeyde önemli olduğu bir ilişki biçiminde görmeyi arzu etmediğimiz bir durumdur. Aldatan ve aldatılan bir eşin olduğu bir evlilik çok büyük zarar görmüştür. Evliliklerinde belli bir noktada bu zararları gören ve bu acıları yaşayan çiftlerin bir kısmı problemi çözerek problemi yaratan gerçek sebepleri ortaya çıkarıp evliliklerini ve çift ilişkilerini güncelleyip daha güçlü olarak yollarına devam edebilirler.

Aynı zararları gören ve bu acıları yaşayan başka çiftlerde ise sadakatsizlik hali bir alışkanlık olarak, kronikleşmiş bir problem olarak sürekli tekrarlanan bir hal almıştır. Bu çiftlerde problemin ne olduğu üzerinde çok da fazla düşünülmez ve problemin üzeri hızlı bir şekilde örtülür. “Tekrardan eski yaşamımıza dönelim ve hiç kimsenin başı ağrımasın” mantığı ile hareket edilmiş olur. Aslen problemin ne olduğunu, hem sadakatsizlik eylemini hem de sadakatsizlik yönelimini neyin tetiklediği anlaşılmamış olur. Bir problem çok canınızı yakar ve siz bunun neden kaynaklandığını bilmezseniz, yarın aynı problemden ya da önceki problemle ilişkili başka bir problemden tekrar canınız yanabilir. Mantıklı olan, ortaya çıkarmak, anlamak ve bir daha yaşamamaktır.

Bu bahsettiğimiz durumlar bir sır gibi, tespit edilmemiş ve anlaşılmamış olarak kalmaya devam ederken aldatma / aldatılma döngüsü de aynı şekilde sürer. Sadakatsizlik bazı insanlar için çok basit bir eylemdir. Hatta sadakatsizlik ve aldatma kelimelerini kullanmak yerine eylemi çok daha masum gösteren ve meşrulaştıran “çapkınlık yapmak”, “kaçamaklar yapmak”, ve “kendini ödüllendirmek” kelimelerle temel yanlış görmezden gelinir. Evrensel olarak insan toplumlarının çoğunluğunun “yanlış” kabul ettiği bir eylem nasıl meşrulaştırılabilir ki diyebilirsiniz. Bahsetmiş olduğum gibi “Aldatma” kelimesi yerine, yaşananla hiç ilgisi olmayan masum kelimeleri kullanmak bunun bir yoludur.

Aldatma eylemi için her defasında her seferinde yeni bir sebep ortaya koyarak bu hatanın eylemi gerçekleştirenle bir ilgisinin olmadığını öne sürmek de bir başka yoludur. Bir diğer yol ise, çok daha kurnazcadır: “Senin yüzünden yaptım!”. Bunda, kişinin hiçbir suçluluk duymasına gerek kalmaz. Eşinin yüzünden yapmıştır o kadar. Artık eşinin “Ben neyi yanlış yaptım da eşim beni aldattı” şeklindeki kendini suçlayan bir düşünce döngüsüne girmesi, o yola yönelmesi de sağlanmış olduğuna göre, problem çözülmüştür (Aslen problem çözülmemiştir ancak aldatan eş açısından problem ve olumsuz duygular ortadan kalkmış olur).

İlkinde sebep şuydu ikincisinde buydu üçüncüsünde şuydu gibi her defasında bir mantıklı sebep bularak bu eylemi sürdürürler. Bu bahsettiğim kişiler ne yazık ki “İlişkimizi düzeltelim ve bir daha güvensizlik kaynağı olan, eşimi ve ilişkimizi yaralayan bu benim aldatma davranışım bir son bulsun” demezler. Ben bir daha tekrarlar mıyım diye bir düşünceleri olmadığını görürsünüz.

Eşi tarafından aldatılan kişilerden bazıları, eşin aldatma eylemi ile ilgili olarak doğrudan kendilerini suçlarlar evlilik ilişkisinde “Ben neyi yanlış yaptım da eşim bu yanlış yola girdi?” diye sorgulayarak hareket ederler.

Bu sorgulamaların bazıları, gerçekten de çiftin sadakatsizlik durumunun ortaya çıkmasına neden olan gerçek problemleri ve gerçek bağlanma sorunlarını ortaya çıkarır. Sadakatsizliği alışkanlık haline getirmiş kişiler ise, aradaki ilişkisel sorunların sorunların farkına varmaktan ya da bağlanma problemlerini çözmekten çok da keyif almayacaklardır. Onların amacı problemleri çözmek ve eşle daha yakın, daha samimi, daha içten ve güvene dayalı bir bağlılık ilişkisi oluşturmak ve bunu güçlendirmek değil, “benim özgürlüğüm” ya da “bireysel özel alanım” dedikleri o alanda başıboş bırakılmaktır. Aldatmayı kronik ve sürekli hale getirmiş olan, bunun için bir çok farklı yöntemler keşfetmiş olan ve bu keşiflerini sürdürme gayretinde olan bir eşten boşanmak mantıklı mıdır?

Eğer kişi kendi özgür iradesiyle bu kararı alıyorsa, başkalarının tavsiyesi üzerine değil, kendi mantığıyla ve değerleriyle düşünerek bu yolu seçiyorsa, gerçekten mantıklı bir karardır. Evet evrensel olarak genel bir kural olarak aldatma / sadakatsizlik, evlilik ilişkisi içinde normal kabul edilen bir eylem değildir ve aldatan eşin eylemin yanlışlığının farkında olmadığı durumlar aldatılan eşin daha da çok acı çekmesine sebep olur.

Aldatmak gerçekten kötüdür ve sadakatsiz olan eş kendince bahaneler ortaya koysa da bunların hiçbiri yapılan yanlışı doğru ve meşru bir eyleme çeviremez.

Eşler Arası İletişimsizlik

İçinde var olduğumuz bu teknoloji çağı, bizleri teknolojik araçlarla, bilgisayarlar, telefonlar ve sosyal medya ile yoğun bir etkileşime zorlarken, bir yandan da eşle iletişim kurmaya ayırmamız gereken zamanları da bizden çalmaktadır.

İletişimsizlik, hem çift ilişkilerinin, hem de evliliğin kronik ve asla iyileşmeyen bir hastalığı halini almış durumda. İletişimsizliğin en ama en olumsuz yanlarından bir tanesi eşlerin karşılıklı olarak kendilerini anlatma ve eşi anlayabilme potansiyelini yok etmesidir. Paylaşmak, dertleri, sevinçleri ve yaşamlarındaki önemli gelen detayları aktarmak evliliğin bir geleneğidir. Eşler arasında ortaya çıkan iletişimsizlik, eşlerin yaşamı paylaşmalarını, bu kısa yaşamda birbirlerinin yanında olduklarını hissettirmelerini engeller ve yalnızlığı daha şiddetli şekilde hissetmelerine sebep olur. Bahsettiğimiz kronik iletişimsizlik hali bazı evlilerin ilişkilerinde bir özellik, bir karakter halini almıştır.

İletişimsizlik halini yaşayan çiftler zaman içerisinde bu durumun olağan bir durum olduğunu düşünürler ve “Böyle olması gerekiyor” derler. Eşler arası iletişimsizlik halinde mutlaka bir çift terapisti çifte yardımcı olmalıdır.

Eşten Habersiz Yüklü Miktarda Para Harcamak

Genel kadın ve erkek davranışlarına baktığımızda, kadının alışverişi sevdiği ve alışveriş harcamalarını yaparken büyük keyif aldığı kabul edilir. Gerçekten de kadınların alışverişi sevmeleri ve bu alışverişi yaparken hesap kitap yaparak bütçeyi düşünüp hesaba katarak hareket ettiklerini görürüz.

Kadınların büyük bölümü bu şekilde hareket eder. Buradaki dikkatli ve özenli harcamalar bazı ailelerde yerini özensizce ve umursamaz biçimde çok yüklü masraflara ve büyük alışverişlere bırakır.

İhtiyaç duyulmayan bir malzemenin alınması, ihtiyaç olmayan bir ayakkabının ve kıyafetin satın alınması şeklinde çiftin ekonomisini bozacak büyüklükteki bu alışverişler, aslında sadece ekonomiyi değil çiftin ilişkisini de dağıtır.

Patolojik Kumar

Bazen erkek kumar oynar ve elbette ki bu yaptığı yanlış anlaşılmasın diye bunu bir sır gibi saklar. Hiç kimsenin bilgisi yoktur ve şüphe de uyandırmaz. Tabii ki sonuç büyük bir hezimet olur. Kayıp ve borç eksik olmayacaktır, kaybedilenleri geri kazanmak için, elden uçup giden paraları geri almak için başka borçlar alınıp başka borçlarla tekrar tekrar kumar oynandığı için de ödenmesi gereken miktarlar giderek artar.

Bazen bu borç öyle bir seviyeye gelir ki, artık bir insanın ödeyebileceği limitin çok üzerine çıkmıştır. Kumara bu ölçüde batmış olan insanların çoğu, bu nedenle mahkemelik olurlar. Mahkemelik olma sebebi de kumar oynamak için alınan borçların geri ödenememesi olduğundan, mahkeme süreci de borçların tahsil edilmesine yönelik olarak ilerler. Bu süreç bazı çiftlerde boşanmayla devam eder. Yani borçların tahsilatına yönelik mahkeme sürecini eş zamanlı olarak boşanma davası takip eder ve bu çiftler boşanır.

“Aman huzurumuz kaçmasın, yuvamızı dağıtmayalım” diyerek yapıcı olmayı tercih eden kadınların bir bölümünün, eşinin patolojik kumar oynama sorununu görmezden geldiklerini görürüz.

Benzer bir şekilde ve aynı niyetle bir çok erkek de, eşinin durdurulamaz ve kontrol edilemez para harcama davranışları yokmuş gibi davranır ve görmezden gelir.

Eş para harcama veya patolojik kumar oynama alışkanlığından vazgeçemez durumdaysa ve bu alışkanlığını sürdürme niyetinde ise, boşanma kararı almak kesinlikle mantıklı olacaktır.

Duygusal İhmal

Duygusal ihmalin en temel özelliklerinden biri, eş yokmuş gibi davranılmasıdır. Evet evdedir, salonda veya mutfaktadır ama duygusal olarak ihmal eden eş, o yokmuş gibi davranır. İhmalkarlık yapan kişiye göre eşi sanki hiç var olmamıştır. Yanından geçer, hiç selam vermez, ona hiçbir söz söylemez, ya da “Nasılsın, ne yapıyorsun, keyfin iyi mi, günün nasıl geçti?” demez. O o an orada yokmuş gibi hareket eder. Bu şekilde onu ihmal ederek incitir.

Duygusal ihmalin artık kronikleşmesi ve artık bu yapılan duygusal ihmal davranışlarının sistematik ve sürekli hale geldiği evliliklerde, ilişki artık toksik, yani zehirleyici hale gelmiş demektir. Bu tarz ilişkilerin sürdürülmesi, özellikle duygusal ihmale maruz bırakılan eş için son derece zararlıdır. İhmal edilen eşin yaşam sevincini, yaşam enerjisini bitiren bir durumdur. Duygusal ihmal, insan haklarına da aykırıdır. Bu acının ya da eziyetin devam ettirilmeyip, bir noktada sona erdirilmesi en mantıklı karardır. Sistematik ve sürekli duygusal ihmale ihmalin görüldüğü evlilik ilişkilerinin bitirilmesi en doğru karar olacaktır.

İstismar

İstismar, sözlü, fiziksel ve cinsel istismar gibi farklı tiplere sahip olarak ortaya çıkar. Sözlü şiddeti uygulayan kişi, eşine kötü sözler söyler, onu aşağılar ona aşağılayıcı lakaplar takar ve hitap ederken bu lakapları söyler. Bazıları daha da ileri giderek, çocuklarının da aynı şekilde (aşağılayıcı lakapları anne veya babaya söyleyerek) hitap etmelerini isterler. Çocukların diğer ebeveyne saygı duymasına engel olmaya çalışırlar.

Bazı istismarcı insanlar eşlerine fiziksel şiddet uygular, vurur, ona yumruk ve tekme atar, onu fiziksel olarak yaralayan, ona eziyet etme anlamına gelen eylemlerde bulunur. İstismarı cinsel bir boyuta da taşıyabilir, istismarı cinsel eylemler şeklinde de gerçekleştirebilirler. Eşe yapılan cinsel istismarda, istismarın diğer biçimlerinin neredeyse tamamını da görmek mümkündür. Bu hali ile cinsel istismar, buna maruz bırakılan eşte büyük bir travma yaratır. Bunun onarılması gerçekten çok zor olacaktır.

İstismara maruz bırakılmış olan eş kendisini her an değersiz ve güvensiz hisseder. Gördüğü fiziksel, sözel ve cinsel istismara bağlı olarak psikolojik hastalıklar geliştirebilir, ruhsal bozukluklar yaşayabilirler. Zararlı etkiler ne yazık ki bunlarla sınırlı kalmamaktadır.

Sözlü ve fiziksel şiddeti gözlemleyen ve bu şekilde bu durumu yaşayan çocuklar ve gençler de, bundan zarar görürler.

Sözel, fiziksel ya da cinsel istismarın bulunduğu evlilik ilişkilerinde bunu çözmek ve bu durumu ortadan kaldırmak için genellikle herhangi bir girişimde bulunulmaz. İstismarın bir rutine ve normale dönüştüğü evliliklerde, boşanma kararı almak mantıklıdır.

Uzun Süre Ayrı Kalmak

Evlilik bağı ile bağlı olan iki eşin birbirleriyle 3 yıl ayrı kalmaları, bir geçerli bir süre olarak boşanma kararı almada mantıklı sebepler arasında yer alır. Uzun süren ayrılıkların, eşleri birbirinden uzaklaştırdığını kabul etmenin ötesinde, aslında uzun süreli ayrılıkların evlilik ilişkisine ve evlilik bağına aykırı bir durum olduğunu kabul etmemiz gerekir.

3 yıl boyunca ayrı kalma durumu kanıtlandığında, kesin bir boşanma nedeni olarak kayda geçer. Eşlerin birbirlerini sevmesi, özlemesi ve bir arada olma isteğini umursamayan bazı çiftler için birbirlerini 5 yılda 1 görmek yeterlidir. Eşlerden biri, 5 yılda 1, bir kaç hafta ailesi ile görüştükten sonra yine o eski günlere, yani bekar hayatına dönerek sanki aralarında hiçbir evlilik bağı yokmuş gibi yaşayan çiftlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.

İki eş bunu tercih etmişler ve bunu uygulamaya karar vermişlerse buna kimse bir şey diyemez, itiraz da edemez. Ancak bu durum, eşlerden sadece birinin rızasıyla gerçekleşiyor ve diğer eş bu durumdan memnun değilse, bu duruma razı değilse, o zaman orada durmak gerekir.

Yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi, bu durumda da eşlerden birinin bu şekilde süren ilişki sebebiyle zarar görmesi durumunda, evliliğin sürdürülmesi mantıksız geliyorsa, bu durumda boşanma kararı almak için en geçerli nedenlerden bir tanesi gerçekleşmiş demektir.

Bu konuyla alakalı olarak sitemizin herkese açık olan soru/yorum bölümüne seneler önce yazılmış olan bir seneler önce yazılmış bu konuda sitemize yazılmış olan bir yorumu paylaşmak isterim.

“Eşim ve ben 7 sene önce evlendik ve eşim kısa bir süre sonra 5-6 günün ardından evi terk etti. Yaklaşık 6 ay eve gelmedi 6 ay sonra eve döndü ve benim yanımda bir kaç ay kaldı. Benim yanımda kaldığı bu bir kaç ay süresince kavgalar tartışmalar yaşadık. Ben bir süre sonra hamile kaldığımı öğrendim ve bundan ona bahsettim. Bana bu bebeği dünyaya getiremeyeceğimi, bu bebeğin dünyaya gelmesi durumunda hayatımızın bir felakete dönüşeceğini söyledi. Benim hamileliğimi devam ettirip bebeği dünyaya getirmek istediğimi duyduğunda da, bana fiziksel şiddet uyguladı.

Beni öldüresiye dövdü. Tam da o sıralarda eşimin başka bir kadınla ilişkisi olduğunu üzülerek öğrendim. Kendisine çok defa bu konuyu sorsam ve ondan bilgi istesem de bana bilgi vermedi. Daha sonra başka kanallardan bilgi toplamaya başladım ve bu kadının başka bir şehirde yaşadığını öğrendim. Beni başkasıyla aldatması konusunu konuşmak istediğimi söylediğim zaman, evimizi gene terk etti. Yaklaşık 4 sene civarında eve hiç uğramadı. Telefon numarasını da değiştirmiş olduğundan dolayı ona ulaşamadım.

Çocuğumuz doğup 4 yaşına geldiğinde, Hiçbir şey olmamış ve aramızda hiçbir sorun yokmuş gibi eve tekrar dönüş yaptı ve bizle birlikte yaşamaya başladı. Oğluma baba gibi sevgili ve ilgili bir yaklaşımı yoktu ama beni bir kez daha terk etmesini hiç istemiyordum, her söylediğini ter hakaretini ve yeri geldiğinde fiziki şiddetini istismarını alttan aldım kabul ettim. Onun oğlumun babası olarak evde kalması, benim eşim olarak evde durması için benim çaba göstermem gerektiğine inancım vardı.

Ben hep alttan aldım ama bir süre sonra uyguladığı fiziksel şiddet ve ağır hakaretlerin, küfürlerin dozunun benim açımdan dayanılmaz bir seviyeye geldiğini hissettim. Bir gün beni çocuğumun yanında feci şekilde dövdü düşünebiliyor musunuz? 4 yaşındaki çocuğumun yanında, çocuğum gözyaşları içinde ağlarken bana tekmelerle, yumruklarla vuruyordu. Ben yine bir şey demeyip  iş yerinden izin istedim ve yüzümdeki, gözümdeki morluklar geçsin diye bekledim. İzinli olarak evde bekledim, işe gitmedim.

Eşimin bana yumruklarla ve tekmelerle vurduğu sırada küçük oğlumun babasına “Git git” diye bağırması, o çığlıkları hala kulaklarımda çınlıyor. Çocuğum öylesine korktu ki, haftalar boyu uyku uyuyamadı. Uykusundan sıçrayarak uyanıp kalkıyordu ve bir gün eşim evi tekrardan terk etti ve 3 senedir kendisinden herhangi bir haber alamıyorum. Telefon numarasını yine değiştirmiş bu yüzden kendisine kesinlikle ulaşamıyorum. Ara sıra kendime “Acaba dönecek mi? Bu kez ne zaman dönecek?” sorusunu soruyorum. Oğlum da bazen “Baba” diyor, “Baba gelecek mi?” diye soruyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum.

Oğlum dünyaya geldiğinde yapayalnızdım. Hiç kimsem olmadan onu dünyaya getirdim. Oğlum 4 yaşına geldiği sıralarda bir kaç hafta yanımızda kalan eşim tekrardan kayıplara karıştı. Ben bunu düşünmeden edemiyorum. Oğlum 7 yaşına girdi ve 3 yıldır babası merak edip hiç aramıyor. Bizi merak da etmiyor, görmek de istemiyor. Bense artık küçük oğlum yanında olduğundan dolayı yalnız olmadığımı bilerek iyi hissetmeye çalışıyorum ama onun geri dönmesini de istiyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ama nasıl bir şey yapmam gerektiğini bilmek istiyorum”

Burada yer vermiş olduğum bu mesajdaki eşin davranışı, evliliğin temel kurallarına aykırı bir davranıştır ve normalde, normal bir evlilikte bunun hiç olmaması gerekir. Bu duruma maruz bırakılan eşin bir seçim yapması zorunludur. Üç beş sene, 10 sene evden ayrılıp, burada toplamda 7 sene gibi bir şey oluyor, evden ayrı kalınmış oluyor.

Böyle uzun süre evi terk edip sonra hiçbir şey hiç bir problem yokmuşçasına eve dönüş yapmak anlaşılması zor bir davranıştır. Aynı şekilde, böyle eşi tekrar tekrar kabul etmek, bu şekilde kesik kesik bir evliliğe devam etmek de gerçekten anlamakta zorlandığım bir durum oluyor. Ben insanların evlenme ve boşanma gibi önemli yollara kendi kararlarıyla girmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu kararı kendiniz vermelisiniz. Ben böyle büyük kararları insanların kendilerinin almalarını sağlamaya çalışıyorum. Siz de böyle yapın. Bunca yaşantıların ışığında bir seçim yapın ve bu seçim size ait olsun.

Serhat DAMAR, Klinik Psikolog / Çift Terapisti (PACT)

Yayım tarihi
İlişkiler olarak sınıflandırılmış

Serhat Damar tarafından

Serhat Damar, 2002 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayarak Klinik Psikolog ünvanı almaya hak kazanmıştır. Dünyaca ünlü çift terapistleri ile çalışarak bu uzmanlardan çift terapisi eğitimleri almıştır. İstanbul'da Çift Terapisti olarak görev yapmaktadır.