Evlilik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Evlilik hakkında bilinmesi gerekenler, benim büyük bölümü evli çiftlerle yaptığım çalışmalardan esinlenerek yazdığım bir yazıdır. Burada yer verdiğim değerler, mutlu çiftlerde görüp tespit ettiğim, mutsuz ve uyumsuz çiftlerde ise oluşturmaya çalıştığımız olumlu özellik ve becerilerdir.

Evlilik, karşılıklı saygı, sevgi, güven ve bağlanmanın çok önemli olduğu bir çift ilişkisidir. Evlilikle ilgili genel bilgilerden ziyade kendi öz bilgilerime yer vereceğim bu yazının size yararlı olmasını dilerim.

Evlilik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Evlilik Gerçekten Zordur

Evlilik hakkında bilinmesi gerekenlerden ilki, evliliğin zorluğudur. Evlilik kutsal olmanın ötesinde, aslında gerçekten zordur. Evliliği sadece resmiyete ve iki eşin resmi sorumluluklarına indirgerseniz yanılırsınız. Evlilik, resmiyetin de, yasalar karşısında hak ve görevlerin de olduğu, ancak sadece hak ve görevlerin yerine getirilmesiyle değil, başka zorunluklar, görevler vs. akla gelen ve gelmeyen çok sayıda işlevi bizlerden bekler.

Bir insanla evli olmak demek, onun iyiliğini, güvenliğini, güvenini, sevgi ve saygısını ve dahası duygularını ve hislerini sürekli olarak gözetmeniz demektir. Bunlar, işin resmi kısmı olan evlilik sözleşmesine imza atmaktan çok daha kapsamlı işlevlerdir.

Evlendiğinizde Öncelikleriniz Değişir

Bekarken sizin için çok önemli olan insanlar vardır. Bunlar anne babanız, kardeşiniz, arkadaşlarınız, hobileriniz ve diğer aktivitelerinizdir. Evlendikten sonra bir çok çift, önceliklerini değiştirmedikleri için sorunlar yaşarlar. Evli iken, bekar yaşamınızda yaptığınız çoğu alışkanlığınızı önceden olduğu gibi yerine getirme beklentiniz, evliliğinizde sorunlar yaşamanıza neden olur. “Ben her akşam arkadaşlarımla buluşurum ve evlensem de bunu aynı şekilde sürdürürüm” derseniz, o zaman aslında önceliği vermeniz gereken önemli bir insanı ihmal etmiş olursunuz.

Bazı çiftler evlendikten sonra da eski alışkanlıklarını aynen sürdürme eğilimi gösterirler. Bu alışkanlıklar sürerken ciddi bir problemle karşılaşmayabilirler. Ancak bu durum çok da uzun sürmez. Evliliğin felsefesinde birbiriniz için gerçekten “en öncelikli” ve gerçekten “en özel” olmak vardır. Önceliği eşinize vermediğinizde, tümüyle bu konudan kaynaklanan başka bir sürü sorunla karşı karşıya kalmaya hazır olmalısınız.

Evlenmeden önce arkadaşlarınızla tatile gidiyor olabilirsiniz ve bunu evlendikten sonra da sürdürdüğünüzde yine “Eşin ihmali” kaynaklı sorunlar evlilik ilişkinizi zorlayacaktır.

Evli İnsanlar Eşleri İle Pazarlık Yaparlar

Evet, evli insanlar eşleriyle pazarlık yaparlar. Her durumda bu pazarlığı görürüz. Pazarlık yapmak bir beceridir. Bir eşya satın alırken o malın fiyatını düşürmek ve “daha az ödemek” için uğraşırsınız. Bir malı bedavaya almaya çalışmazsınız elbette ancak yine de az harcamak için çaba gösterirsiniz. Evlendiğinizde çok daha farklı ve zor bir pazarlık yapmanız gerekir. Bu öyle bir pazarlıktır ki, eşinize “daha az vermeye” çalışmazsınız. Ya da, alma – verme dengesinde sizin daha fazla aldığınız, onun da daha azına razı olmak zorunda kaldığı bir pazarlık, halk diliyle “Kıran kırana” bir pazarlık yapmamalısınız.

Eşinizle yapacağınız pazarlık hem onun hem de sizin kar ettiği bir pazarlık olmak zorundadır. “Sen yemek yap, çocukların karnını doyur, sonra banyolarını yaptır, ben de her hafta sonu arkadaşlarımla vakit geçireyim” şeklindeki bir pazarlık, belirgin bir şekilde eşinizin zarar ettiği bir pazarlıktır. Bu türden pazarlıkları hem erkekler, hem de kadınlar yaparlar. Bu konuda gerçekten biz insanlar bazen evlilikte olması gereken pazarlık yerine çarşı pazardaki pazarlığı yaparak hata ederiz. Önemli olan bunun farkına varmak, ve yanlıştan dönmektir. Bu konu, evli çiftlerin ciddi anlamda çatışma yaşamalarına neden olur ve çözülmesi zor bir sorundur.

Evlilikte İletişim Zorunludur

İnsan tüm ihtiyaçlarına, tüm gereksinimlerine diğer insanlarla iletişim kurarak ulaşır. Bir insanın bu dünyada tek başına ve diğer insanlardan izole olarak yaşaması mümkün olsa da, yaşayabileceği yaşam dar, sınırlı ve ihtiyaçlarından kopmuş halde bir yaşam olacaktır. Evlilikte de durum aynen böyledir. İletişim halinde olan, birbiri ile gerçek ve samimi iletişim kurabilen eşler, evliliğin huzur ve mutluluğunu yaşayabilirler. Birbiri ile hiç bir konuyu paylaşmayan, birbirinden gizlediği bir çok sırlar olan, duygularını ifade etmeyen eşler ne yazık ki evliliğin huzur ve mutluluğunu yaşayamazlar. Hislerin, duyguların, düşünce ve fikirlerin gizlendiği, gizlenmese bile ifade edilmesinin “lüzumsuz” görüldüğü evliliklerin sürdürülmesi çok daha zordur.

Muhteşem Bir Düğüne Gerçekten İhtiyacınız Var mı?

Evliliğinizi muhteşem bir düğünle, çok şık bir damatlık ve çok güzel bir gelinlikle taçlandırmayı planlıyor olabilirsiniz. Bunlara sahip olabilirsiniz. Bunları almak için paranız olabilir, ödersiniz ve alırsınız. Ulaşmanız gerçekten kolaydır. Hiç paranız yoksa bile kredi çekerek bunlara sahip olabilirsiniz. Peki bunlara gerçekten ihtiyacınız var mı? Bunların maliyeti sizi ve eşinizi sonradan sarsabilir. Özellikle borçla ve krediyle yapılan düğünler, alınan gelinlik ve damatlıklar, evli çiftlerin uzun süre gerçekten önemli konulara odaklanmalarını engellemektedir. Hatta şunu da söyleyebilirim ki, bir çok evlilik bu masraflar yüzünden başlamadan bitmektedir. Bu nedenle “Gerçekten ihtiyacımız var mı?” sorusunu kendinize mutlaka sorun ve mantığınızla hareket edin.

Evlilikte Karşılaştırma Yapmak Mantıklı mı?

Bir arkadaşınızın ya da kardeşinizin evliliğiyle kendi evliliğinizi karşılaştırıyor musunuz? Başka evliliklerin sizin evliliğinizden daha iyi ya da üstün yanları olabilir. Her çift evliliği daha iyi ya da daha kötü bir hale getirebilir. Önemli olan mutlu bir evliliği eşinizle birlikte inşa etmenizdir. Mutlu bir evliliği oluşturmak ise, kendi evliliğinizi başka evliliklerle karşılaştırmakla değil, bunun için çalışmakla mümkündür. Karşılaştırmak, başka insanların evliliğini yüceltmek sizin evliliğinizi ve eşinizle olan ilişkinizi daha da zorlaştırır, sorunlara yeni sorunlar ekler. Bu nedenle evliliğinizi başkalarının evlilikleri ile karşılaştırsanız da bunu eşinizle aranızda bir konuya, hatta bir probleme dönüştürmemeye dikkat edin.

Evlilik Öncesiyle Şimdiyi Karşılaştırma Yanılgısı

Nişanlıyken aranızdaki ilişki daha farklıdır. Aynı ede yaşamaya başladıktan sonra eşler birbirlerini çok daha yakından ve sürekli bir etkileşim halinde olarak ayrıntılarıyla tanırlar. Sevgililik ve nişanlılık daha basittir çünkü her ikisinde de arada bir mesafe vardır. Sevgili ve nişanlılar birbirlerini tanısalar da, birbirlerinin alışkanlıklarını, özelliklerini, duygusal tepkilerini evli iken olduğu kadar yakından görebilmeleri çok zordur. Bu nedenle de “Eşim evlenmeden önce çok farklıydı” düşüncesi doğrudur ancak buradan hareketle onu suçlamayın. Her insan evlilikte farklıdır. Siz de öylesiniz. Önemli olan evlilik felsefesine uygun yaklaşımlar geliştirerek evlilik yaşamına uyum sağlamanızdır. Öncesi ile sonrasını karşılaştırmanız normaldir, ancak burada bahsettiğim önemli noktaları da göz önünde bulundurmayı unutmamanızı tavsiye ediyorum.

Evliliği Korumak Adına Yapılan Yanlışlar

Sağlığı korumak adına, herhangi bir uzman tavsiyesi ya da hekim önerisi olmadan kullanılan ilaçları düşünün. Bunların önemli bir kısmı lüzumsuz yere kullanılmıştır ve yararları olmadığı gibi organlarımıza zarar vermişlerdir (Tıbbi bir müdahale amacıyla, bir doktor tavsiyesi ile verilenleri bu durumdan hariç tutuyorum).

Aynen doktor önerisi olmaksızın rastgele kullanılan ilaçlar gibi, evlilikte de rastgele oluşturulup uygulanan kurallar ve ilkeler var. Bunlardan bahsetmek istiyorum.

“Evli çiftlerin birbirine sevgi ve saygısının bozulmaması için, ve aralarındaki cinselliği korumak adına asla arkadaş olmamalıdırlar” şeklinde ifade edilen tuhaf bir kural var. Tamam, monotonlaşma ve eşlerin birbirine özensiz davranmaları, uzaklaşmaları benim de üzerinde durduğum ve evli çiftleri uyardığım bir konu. Ancak “Arkadaş olmamalılar” iddiası nedir, neden arkadaş olmamaları gerekiyor, bunu anlayabilmiş değilim. Sevgi ve saygı, bunun yanında cinsellik arkadaşlıkla birlikte yok mu oluyor? Buna inananlar öyle olduğunu düşünüyorlar ama yanılıyorlar. Yanıldıklarını meslek yaşamımda defalarca görüp şahit oldum.

Benzer şekilde, “Senin de, benim de anne babalarımız bu eve giremez” kuralı bir çok çift tarafından evliliğin başlangıcından yanlış bir kural olarak konuyor. Evinize hiç kimse gelmeyebilir, tamam ama siz birbirinizin değer verdiği insanları evinizin dışında tutarak aranızda nasıl bir bağ kurmayı planlıyorsunuz? Onları “Tehlike” olarak gördüğünüzün farkında mısınız?

Anadolu topraklarında binlerce yıldır yaşanan misafirperverlikte eve misafir olarak herkes gelebilir. Herkesi eve almadınız, tamam ama anne babalarınız ve kardeşlerinizi de almayarak nereye ulaşacaksınız? Bu bölümde anlattıklarımın elbette istisnaları vardır. Gelinini ya da damadını “Can düşmanı” olarak görenler, onu ötekileştirenler istisnadır. “Düğün basanlar” ve düğün basarak oğlunun ya da kızının evlendiği kişinin ailelerini yaralayanlar elbette ki istisnadır. Bunun gibi durumları hariç tutarak şunu söylemek isterim ki: “Evinize anne baba kardeş, akrabalardan gelmek isteyen gelsin, siz de onlara gidin ve bağ kurun, kurulu bağları güçlendirmeye çalışın, koparmak için uğraşmayın, kaybeden hep siz olursunuz”.

Bir Anı…

Yazımın son bölümünde yer verdiğim bilgileri somutlaştırmak için bir örnekle devam etmek istiyorum. İsmini vermeden çok yakın bir arkadaşımın evlilik sürecinden bahsedeceğim. Arkadaşımla çok yakın tarihlerde evlendik. Onunla bazen evlilik hakkında konuşuyorduk. Evliliğin zorlukları, evliliğin sorumluluklarından bahsediyorduk. Bir insanla sürekli aynı evde yaşamak ikimizin de ilk kez yaşadığı bir deneyimdi.

Bu deneyimimizin hissettirdiklerini konuşuyorduk. Bir gün bana eşimle olan ilişkime dair sorular sordu. Beraber neler yaptığımızı sordu. Ben de anlattım:

“Beraber geziyoruz, yemek yiyoruz, müzik dinliyoruz. Çay demleyip çay keyfi yaparken sohbet ediyoruz, bazen birlikte balık tutuyoruz, bazen birlikte yemek yapıyoruz. Bazen tartışıyoruz, bazen anlaşmazlıklarımız ve aynı fikirde olmadığımız konular oluyor. Daha birçok şey yapıyoruz ama şu an için aklıma gelenler bunlar” diyerek cevapladım. Bana ikinci bir soru daha sordu. Sorusu: “Eşinin anne babasıyla, kardeşleriyle ilişkilerin nasıl?” dı.

Ben de, “Anne babası ve kardeşleriyle iyi ilişkilerim var. Kardeşlerinin eşleri de çok iyi insanlar, güzel insanlar. Hatta eşimin anne babasının komşularıyla da ilişkilerim iyidir, gerçekten ilgili, sevgili, saygılı insanlar. Onlarla da çok iyi vakit geçiriyorum. Eminim onlar da benim için aynı şeyi söylerler” şeklinde cevapladım.

Arkadaşım bu kez “Peki sizin evinize geliyorlar mı?” sorusuyla devam etti. Ben de “Tabii ki. Birbiriyle bağı olan her insan nasıl birbirinin evine giderse, onlar da bizim evimize gelir. Biz de onlara gidiyoruz”.

Arkadaşım gerginleşmişti. “Sana 3 soru sordum ve üçünde de hiç hoşlanmadığım cevaplar aldım” dedi. “Cevaplarımdan neden hoşlanmadın?” diye sordum.

Şöyle açıkladı: “Eşle arkadaş gibi olmak bir kere karı koca ilişkisini bozarak evliliği yıpratır. Bu cevabından bu yüzden hoşlanmadım. Ben eşimin ailesiyle görüşmüyorum. Eşin anne, baba kardeşleri vesaire ile ilişkiler yine aynı şekilde eşinle ilişkini yıpratır. Aynı zamanda eşlerin birlikte geçireceği zamandan çalınmış zamanlardır. Bu yüzden bu cevabından da hoşlanmadım”. Devam etti…

“Hiç kimse eşlerin arasına girmemelidir. Evli bir çiftin evine anne-babalarının ve kardeşlerinin gitmesi de yanlış. Bu tür durumlar, evi bir misafir evine dönüştürür. Halbuki evlenen bir çiftin amacı misafir ağırlamak değil, sağlıklı bir çift ilişkisi kurmaktır. Verdiğin cevaplardan hoşlanmadım, çünkü yanlış yollar izlediğini görüp üzüldüm” dedi ve ekledi…

“Ben eşimle asla iki arkadaş gibi olmadım. O odur, ben de benim. Eşler arasında sınırlar olmalı yoksa ilişki sıradanlaşır ve yıpranır. O benim eşim olduğunu hissetmeli ben de onun eşim olduğunu hissetmeliyim. Asla beni arkadaşı olarak görmemeli, ben de onu arkadaşım olarak görmemeliyim. Annesi babası kardeşleri kuzenleri ve diğer akrabaları beni ilgilendirmez. Benimkiler de eşimi ilgilendirmez. Eşim benim ailemden kimseye güler yüz gösterisi yapmak mecburiyetinde değil. Ben de onunkilere güler yüz göstermek zorunda değilim. Onun anne babası ve akrabaları da benimkiler de bizim evimize gelemez. Hiç bir gerekçeye dayanarak bize gelemezler, biz de onlara gitmeyiz. Bunu evlenmeden önce bir kural olarak belirledik ve ömür boyu bu kurala uyuyacağız”.

Arkadaşımın bu sözleri karşısında çok şaşırdım… Ona şunları söyledim: “Hem senin arkadaşın olarak, hem de senelerdir evlilik üzerine çalışan bir çift terapisti olarak sana söylemek isterim ki… Eşinle böyle bir kuralı almış olmanıza çok üzüldüm. Evli çiftleri bir arada tutacak olan tüm bağları kesmişsiniz. Evliliğin yaşam damarlarını kesip koparmışsınız. Evlilik ilişkisinin güçlenmesinde yakınlarımızın da katkısına ihtiyaç duyarız. İkiniz de bu desteği reddetmişsiniz. Bu yol zorlu bir yoldur. Umarım her şey senin ve eşinin gönlünce olur” dedim.

Arkadaşımın evliliği yaklaşık 7 ay sonra boşanma ile sonlandı. Boşanma kararı aldıklarını öğrendiğimde çok üzüldüm ve kendisini ziyaret ettim.

Neden boşandıklarını sorduğumda cevabı aynen şuydu… “Aynı evin içinde iki yabancı gibiyiz. Hiç bir paylaşımımız yok. Hiçbir şeyi bir arada yapamıyoruz. İki kişi aynı evde birbirimize yük olarak yaşamaktansa, ayrı ayrı evlerde birey olarak yaşamanın daha doğru olacağına karar verdik”.

Çift ve evlilik ilişkisi sorunları için benden yardım almak ister misiniz? Bilgi için tıklayınız: Online Çift Terapisi

Serhat DAMAR, Klinik Psikolog / Çift Terapisti (PACT)

Yorum yapın