Erkek Psikolojisi
09 Nis 2019

Erkek Psikolojisi

Erkek psikolojisi dendiğinde anlatılmak istenen şey, çoğunlukla evlendikten sonra erkek psikolojisi. Yani biz erkeklerin psikolojik, davranışsal ve duygusal özellikleri. Kadınlar gibi davranmıyoruz, onlar gibi düşünmüyoruz ve onlar gibi hissetmiyoruz. Bu bir gerçek. Kadınlar da biz erkeklerden tamamen farklı bir psikolojiye sahipler ve bu konudaki yazıma siteden ulaşılabilir. Peki erkeklerin duyguları, düşünce ve davranışları nasıl şekilleniyor? Erkek psikolojisi dediğimiz yapı nasıl oluşuyor?

Erkek psikolojisi, aslında sahip olduğu özelliklerin büyük bir bölümünü toplumun vermek istediği biçimiyle alıyor. Toplum nezdinde “Kadın olmanın” özellikleri olduğu gibi “Erkek olmanın” da belli özellikleri var ve bu kalıplar belirleyici oluyor.

Erkek Olmanın Psikolojisi

Toplumumuzda erkek olmanın anlamı, evini geçindirmek, eşine ve çocuklarına bakmak, onları korumak, yaşadığı zorluklardan (her türlü zorluk) bahsetmemek, tek başına zorlukların üstesinden gelmek, dik durmak ve ağlamamak (Erkekler ağlamaz sözünü hatırlayın), güçlü olmak ve her durumda gücünü göstermektir.

Bunların yapılması doğru bulunur ve hoş karşılanır. Bunların aksi yöndeki özellikler ve eylemlerse kabul edilmek yerine yadırganacak ve ayıplanacaktır.

Toplumumuz bizlere nasıl davranacağımızı gösteriyor. Biz erkeklerin çok gülmesi istenmiyor. “Kadın gibi ne gülüyorsun” sözü erkek çocuklara söylenerek  daha çok küçük yaşlardan, nasıl bir erkek olmamız istendiği ve nasıl bir yol izlememiz gerektiği bizlere öğretiliyor. Erkek psikolojisi çok erken yaşlardan itibaren şekillenerek ortaya çıkıyor. Bu nedenle de genel olarak / çoğunlukla “Erkek” pek gülmeyen bir varlıktır. Gülmeyi, neşeli görünmeyi normal karşılayan ve bunu yaşama konusunda kendisine izin veren erkek, kendisine bir dayatma ile kabul ettirilmeye çalışılan o kalıba girmeyi reddetmiş demektir.

Erkeğin Kalıptan Kalıba Sokulması

Fırında pişirilmeye hazır haldeki kekin bir kalıptan başka bir kalıba sokulurken geçirdiği değişimleri bir düşünün. Bu değişimler bir “Gelişim” ve ilerleme anlamı taşımayan ancak gerçekleşmesi için ciddi anlamda zorlama yapılan değişimlerdir. Kek pişip fırından çıktığında, belirli bir şekle sahip olmayan darmadağın olmuş bir haldedir. Erkeğin kendini bularak, daha derinlerdeki varlığı, öz benliği gelişerek pişmesi ise toplum tarafından dayatılan kalıpların kırılmasıyla mümkündür. Bu şekilde eşiyle ve çocuklarıyla derin ve sağlam bağlar kurabilen bir erkek psikolojisinden bahsedilebilir.

Toplum nazarında erkek olmak gerçekten zor iştir.

Kadın olmak daha da zordur, çünkü hem hissetmek, hem anlamak, hem de çözüm bulmak zorundadır kadın. Eşin sorununa da, çocukların sorununa da çözümü kadın bulmalı. Bunun için de problem ne ise tespitini de kadın yapmak zorunda. Duyguları kadın anlıyor ve anlamak zorunda kültürümüzde. Evlilik veya çift ilişkisinin devam etmesi de kadının bu çok önemli olan “duyguları anlama, hissetme” becerisine bağlı. Kadın psikolojisi de her yönüyle toplum tarafından belirleniyor.

Kadını ve erkeği karşılaştırdığımızda kadın olmanın daha zorken erkek olmanın çok daha kolay olduğunu görüyoruz. Düşünsenize, derinlemesine hissedip anlamanız beklenmiyor, kendinizi, duygu ve düşüncelerinizi ifade etmeniz de beklenmiyor.

Toplumun belirlediği bu kodlar, erkeğin kadından daha rahat ve iyi bir konumda olmasına yarıyor mu? Evet, kesinlikle yarıyor. Peki, toplum tarafından erkeğe verilen bu kodlar ne zaman sorun yaratıyor?

Erkek Psikolojisi Ne Zaman Sorun Yaratıyor?

Toplumun biz erkeklere yüklediği özellikleri yukarıdaki satırlarda ele aldığım için tekrar belirtmeyeceğim. Bu özellikler arasında “Duygularını ifade etmeme” özelliği, çoğu erkeğin özellikle çift ve evlilik ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşamasına neden oluyor. “Duygularını gizle” öğretisi, erkeklerin hem kendilerini ifade ederken zorlandıkları, hem de eşlerinin duygusal acılarını hissetmekte zorlandıkları büyük problemlere neden oluyor.

“Ben ataerkil aileden geliyorum” açıklaması hiç fayda etmiyor çünkü evlendiğimizde anaerkil ya da ataerkil aileden gelmemizin de bir anlamı kalmıyor. Hem erkeğin, hem kadının, hem de çocuklarının ihtiyaçları var ve çoğu erkek bu ihtiyaçların maddesel ihtiyaçlar olduğu öğretildiği için, duygusal ihtiyaçları göremiyor. Duygusal ihtiyaçları göremeyen, ya da duygusal ihtiyaçlara bir nevi kör olan erkek iyi bir eş olabilir mi? “Hayır” dediğinizi duyar gibiyim. Peki iyi bir baba olabilir mi? Bu soruya da “Hayır” cevabı verdiniz ve haklısınız.

“Ataerkil aileden geliyorum” mazereti kadınlar için anlamsızdır ve bir duyarsızlığın ifadesidir. Eğer mantıklı ve geçerli bir mazeret olsaydı, kadınlar da yapmak istemedikleri görevler karşısında “Ben anaerkil bir aileden geliyorum” mazeretini öne sürerlerdi ve bu da en az diğeri kadar mantıklı ve geçerli bir mazeret olurdu. Ailede eşler arasındaki yardımlaşma ve duygusal paylaşım anaerkil ya da ataerkil aileden gelme mazeretleriyle asla kesintiye uğratılmamalıdır. Eğer kesintiye uğratılıyorsa, bundan çıkarı olan eş sonuçlarının ne denli zararlı olacağının farkında ve bilincinde olarak hareket etmeli ve asıl problemler ortaya çıktığında “Bunların sorumlusu benim, bu problemler benim yüzümden ortaya çıktı” diyebilmelidir.

Erkek psikolojisinde duygularla araya örülmüş olan duvarın aşılması sayesinde eşle ve çocuklarla duygusal bağlar kurulabiliyor. “Ben ataerkil aileden geliyorum, duygularla işim olmaz” düşüncesi hiç fayda etmiyor çünkü hayatımızda, varlığımızda ve en yakın ilişkilerimizin temelinde hep duygular var.

Klinik Psikolog Serhat Damar


Serhat Damar

Klinik Psikolog Serhat Damar, 2002 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuş, Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayarak Uzman Klinik Psikolog ünvanı almaya hak kazanmıştır. 17 yıldan uzun süredir yetişkin danışanlarıyla bireysel ve çift çalışmalarını sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.