Sürekli Düşünüyorum Ne Yapmalıyım?

Sürekli düşünüyorum ne yapmalıyım ve beynim kendi kendine konuşuyor dediğimizde rahatsızlık duyduğumuz durum zihnimizin olumsuz düşünceleri veya hiçbir faydası olmayan düşünceleri sürekli olarak döndürmesidir. Olumsuz ya da işlevsiz düşünceler bazen zihnimizde hiç aralıksız döner. Kendi kuyruğunu ısıran bir kedi gibi hiç durmadan ve sonu gelmeksizin düşünce zihnimizde kalır ve gitmesini istesek de gitmez.

Beylikdüzü psikolog

Herhangi bir iş ya da aktivite yapmadığımız bir anda, kendi kendimizle kaldığımız anlarda kendimizle konuşmaya başlarız. Bu biz insanların evrensel bir özelliğidir. Bazen bir hatırlatıcı gibi, bize eksik kalan bir işi, bir diyalog içinde söylememiz gereken bir sözü, bazense gün içindeki bir planımızı hatırlatır düşüncelerimiz. Bazen geçmişten bir anı çıkıp gelir. Bu anı bazen bir düşünce halinde, bazen bir resmin karesi olarak, bazense bir film şeridi olarak geçer zihnimizden. Bunu durdurmaya çalışmak işe yaramaz. Zihnimiz, sinir sistemimiz milyonlarca nöronun çalışmasıyla, bağlantılar kurarak çağrışımlar yapmasıyla işlevlerini yerine getirir. Özetle, bir görev ya da etkinlikle meşgul olmadığında insan zihni içine döner ve nerede olduğu fark etmeksizin düşünce akışı kendiliğinden başlar.

Çocukluk yıllarımda kuzenim Seçkin’le yaz tatilinde büyükbabamızın yanına giderdik. Büyükbabamız, bize kendi yaşamından örnekler anlatırdı ve anlattıklarını uzun süre dikkatle takip ederdik. Anlattığı yaşam olayları da, bu yaşama dair anılarını bizimle paylaşması da gerçekten keyifliydi ve ondan bu hayata dair çok şeyler öğrendik. Sağolsun, Allah hayırlı ve uzun ömürler versin (Bu arada anneannemizi geçtiğimiz hafta kaybettik ve toprağa verdik. 60 yıllık hayat arkadaşını kaybetmenin tarifsiz acısını yaşayan büyükbabamıza sabırlar diliyorum). İnşallah bu acıya dayanır ve yasını yaşadıktan sonra yine eskiden olduğu gibi yaşam deneyimlerini biz torunlarıyla paylaşmaya devam eder.

Çocukluğumuz boyunca büyükbabamızın bize anlattığı yaşam olaylarını ve anıları uzun süre ilgiyle takip ederdik. Bir süre sonra dikkatimin dağıldığını ve düşüncelere dalmaya başladığımı fark ederdim. Ben bu dikkat dağılması sırasında futbolu düşünmeye başlardım. Futbol o günlerde en çok ilgimi çeken ve en eğlenceli bulduğum aktivitelerden biriydi. Büyükbabamızla sohbet sırasında dikkatim dağıldığında zihnimden milli takımımızı favori gördüğüm oyunculardan oluştururdum. O zamanın da şimdinin de üç büyükleri olan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’da oynayan as oyunculardan bir Türk milli futbol takımı oluştururdum. Bu benim hayalimdeki milli takımımızdı. Aynı anda kuzenim de benim yaptığıma benzer bir şey yapardı. Kuzenim Seçkin de koyu bir Beşiktaşlı olarak hayalindeki Beşiktaş takımını en favori oyuncularla kurardı. Başlangıçta Seçkin de ben de bunu sadece zihnimizden, düşüncelerimizle yapıyorduk ancak gün geçtikçe bu eylem daha somut ve gözlemlenebilir bir hal aldı.

Kağıt Üstünde 3 Büyükler ve Milli Takımımız

Zaman içinde, büyükbabamızla sohbetlerimiz sırasında masada hem benim hem de kuzenim Seçkin’in önünde birer kalem ve birer kağıt belirdi. Bunları sohbet başlamadan hemen öncesinde masaya koyuyorduk. Dikkatimizi verebildiğimiz süre boyunca büyükbabamızı dinliyorduk. Bir noktada, dikkatlerimiz dağılıp da büyükbabamızın anlattıklarından koptuğumuzda ise, kendi içimize dönüyorduk ve ben hayalimdeki milli takımımızı düşünüyor, bir yandan da önümdeki kağıda yazıyordum. Aynı şekilde kuzenim Seçkin de hayalindeki Beşiktaş takımını kuruyor ve kağıda yazıyordu. Büyükbabamız ise, bizle paylaştığı yaşam olayları ile ilgili notlar aldığımızı düşünerek mutlu oluyor, anılarını çok daha keyifli bir şekilde anlatıyordu.

Seneler sonra bir gün, ben 18 yaşımda üniversite sınavına girmeden birkaç gün önce büyükbabamı ziyaret ettim ve yanımda kuzenim Seçkin de vardı. Bu kez konu benim üniversite sınavında yapacağım tercihlerdi. Büyükbabam emekli bir öğretmendi ve onun gençlik yılları, ülkemizin zor yıllarıydı. İmkanlar son derece sınırlıydı ve halkımızın yokluk çektiği yılardı. Bu yaşam deneyiminin etkisiyle büyükbabam bana: “ODTÜ’yi tercih etme” diyordu. Sonrasında “Psikoloji bölümünü tercih etme” diyordu ve kendi bakış açısından haklıydı. Büyükbabam benim “garanti” bir işim olmasını istiyordu. “Asker ya da öğretmen ol ki, ataman hemen olsun. Devletin güvencesinde çalışmak en iyisidir” diyordu.

ODTÜ’de Psikoloji Okumak

Büyükbabamızın bu önerilerini saygıyla ve ilgiyle dinliyordum. Bu arada bu önerilerini paylarşırken bir süre sonra dikkatim dağılıp gitmişti, çünkü ODTÜ’de Psikoloji bölümünü okumak benim için en önemli hedeflerden bir tanesiydi. Bu hedefime ulaşabilmek için sürekli ders çalışmış, gecemi gündüzüme katmıştım. Çok emek vermiştim ve hem üniversite hem de bölüm tercihim net bir biçimde belliydi. Öğretmenlik de, askerlik de kutsal mesleklerdi elbette ancak benim hayalim ODTÜ’de Psikoloji okuyarak gelecekte iyi bir psikolog olmaktı.

Büyükbabamın tavsiyelerini dinlerken zihnim hayalimdeki üniversiteyle büyükbabamın “Öğretmen ol, asker ol” sözleri arasında gidip geliyordu. “Garanti bir işin olsun” dediğinde ben bir an kendimi hayalini kurduğum üniversitenin, ODTÜ’nün kampüsünde bulmuştum. Kampüsten içeri girmiştim ve iki yanında büyük ağaçlar uzanan kampüs yolundan Psikoloji bölümüne yürüyordum. Bölüm binasının önünde durup binayı seyrediyordum. Sonra içeri giriyor, binanın -1 inci katında bulunan amfide ders dinlediğimi hayal ediyordum. Sohbetimizin devam ettiği o anlarda bir yandan da büyükbabamızı takip ediyordum. Sohbetimiz bittiğinde önümdeki kağıtta ODTÜ Psikoloji bölümüne girmek için ihtiyaç duyduğum matematik, Türkçe ve sosyal netleri yazıyordu.

Çocukluğumda ve 18 yaşımda dikkatimin dağıldığı anlarda bunları yapmıştım. Bu anlar kısa süreli olduğundan ve keyif verdiğinden zararsızdı. Burada yer verdiğim örnekte yapmış olduğum içe dönüşler kendi isteğimle yaptığım ve kontrolün bende olduğu durumlar olduğu için bunlardan zevk aldım.

İçe dönüşler istemsiz olduğunda, bizim kontrolümüz dışında geliştiğinde ve otomatikleştiğinde ise kendimizi kötü hissederiz. Duygularımızı, hislerimizi, algılarımızı gölgeler. Gerçekdışılık, yabancılaşma ve anlamsızlık hissi yaratır. “Boşluk” olarak da tarif edilen bu his, yaşamın gerçekliğinden uzaklaştığımızı hissetmemize sebep olur.

Bizim kontrolümüz dışında ortaya çıkan ve otomatikleşen düşüncelerimiz “olumsuz” olduğunda, hissettiğimiz duygular da üzüntü, kaygı, endişe gibi olumsuz duygular olur.

Yaşamlarımızda dalıp gittiğimiz ve bizi rahatsız eden, peşpeşe gelen ve kesilmeyen düşüncelerimiz olduğunda bunlarla baş edebilir miyiz? Cevabımız evettir.

Yöntemler

“Bu düşünce gerçekten önemli mi?”, “Bu düşünce benim hangi ihtiyacımı gideriyor?” sorularına cevap vererek gerçek ihtiyaçlarınıza odaklanın.

İşle ilgili konularda düşüncelere dalıp gitmeyi önlemek için kendinize belirli bir düşünme süresi tanıyın. Sürekli düşünüp, düşüncelere dalmak yerine belirlediğiniz süre boyunca düşünüp ardından da eyleme geçin ve işi yapmaya başlayın.

Düşünceden eyleme geçin. Düşünmek, düşüncelere dalmak ve düşüncelere aşırı odaklanmak eylemden kaçınma ve kendi ayağına çelme takma anlamına gelir. İşlerinizi bitirmenizi sağlayan şey düşünmek değil, yapmaktır yani eylemlerinizdir.

En iyi şekilde yapma düşüncesinden, sadece ve sadece işi yapmak ve bitirmek için bir adım atmaya indirgeyin. Uzun yollar, ufak adımlar atarak, hatta bebek adımlarıyla aşılır. O bebek adımını atın. “En doğru adımı atmak” ya da “En büyük hamleyi yapmak” ya da “Bir an önce en iyi şekilde bitirmek” yerine sadece küçük bir adım atmanız daha gerçekçi ve daha faydalıdır.

Kendinize Hatırlatın : Tüm Duygular ve Hisler Gibi, Düşünceler de Geçici ve Süreksizdir.

Aynı anda birçok şey yapmaya çalışmak yerine tek bir göreve odaklanın. Görevleri, işleri listeleyin ve listenizdeki görevlerin üstüne tek tek gidin. Görev ve işlerinizin devasa bir yüke dönüşerek gözünüzü korkutmasına izin vermeyin. “Böl ve bitir” şeklinden özetleyebileceğimiz bir felsefe ile, görevlerinizi tek tek, küçük adımlarla ilerleyerek bitirin.

Hızlanmaya çalışmak yerine yavaşlayın. Hızlanmak sizin daha çok gerginleşmenize neden olurken odaklanma becerinizi olumsuz etkiler. Bir an önce bitirme çabası performansı düşürür. Hızlanma gayretinizi fark edin ve kendinizi ve eylemlerinizi yavaşlatın.

Yürüyüş ya da spor yapın. Kaslarınızı, tüm bedeninizi çalıştırın ve bu yolla bedeninizin, sinir sisteminizin ihtiyaç duyduğu nörokimyasalların kendi bedeninizde üretilmesine yardım edin.

Bol bol kitap okuyun, film seyredin, sinemaya gidin, kalabalık yerlerde bulunmaya çalışın ve uzun süre yalnız kalmayın. Bu tür etkinlikler zihninize düşüncelere kapılma ve bunlara dalıp gitmenin karşısında odaklanabileceği ikinci bir alan sunar. Bu fırsatı ya da alanı zihninize sunun. Belki bir süre bu fırsatı değerlendirmese de bir noktadan sonra fırsatı değerlendirmeyi ve sizin sunduğunuz alana odaklanmayı sağlayabilecektir. Bu yöntemi sık sık tekrarlayın.

İyi hissettiren müzikler dinleyin. Müzik, içeriği neşeli ve yaşam sevinci yaratan melodilerden ve sözlerden oluşuyorsa sizin duygu durumunuzu olumlu etkileyecektir. Hüzünlü, melankolik şarkılar dinlemenizi önermiyorum çünkü bunlar sizi iyi hissettirmediği gibi, sürekli zihnimizi meşgul eden düşüncelerin gitmesine de yardımcı olmaz.

Sosyalleşin. Yanında kendinizi iyi hissettiğiniz, sizi motive eden ve mantıklı düşünceleri olan (detaylarla uğraşmayan, düşünceler dalmak yerine işlevsel davranışlarla ilerleyen) arkadaşlarınızla görüşmek için zaman ayırın.

Diğer insanlarla birlikteyken içinize dönmemeye özen gösterin. İçinize döndüğünüzde dikkatinizi nazikçe tekrar dış dünyaya yöneltme konusunda pratikleşin. Dikkatiniz tekrar içe dönmeye başlayacaktır. Bu kez de yanınızda bulunan insanlarla sohbete odaklanın ve içinizden geçen düşünceleri fark etseniz de bunlara odaklanmayın.